Tarhan, Gaziantepli okurlarıyla buluştu…
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Gaziantep Şahinbey Belediyesi tarafından bu yıl 10’uncusu düzenlenen kitap fuarına katıldı. Gazianteplilerle “Dijital Çağda Gençlik ve Aile” başlığında söyleşen Tarhan, dijital dünyanın tehditlerinin yanı sıra sunduğu fırsatlara da dikkat çekti. Çocuklara ahlaki değerlerin kazandırılması ve teknolojinin bilinçli kullanılması gerektiğini vurguladı. Çağın yalnızca bilgi değil, bilgelik çağı olduğunun altını çizen Tarhan, karakterli, merhametli ve insani değerleri güçlü bireylerin hayatta kalacağını, gelecekte daha önemli bir yere sahip olacağını ifade etti. Katılımın yoğun olduğu söyleşinin ardından Tarhan okurlarına kitaplarını imzaladı.

Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezinde gerçekleşen söyleşiye Gaziantepliler yoğun ilgi gösterdi.

“Anne baba okuyorsa çocuk da okuyor”
Okuma alışkanlığının kazanılmasında aile ortamının ve anne babanın örnekliğinin önemine dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijitalleşmenin etkisine ve çocukların gelişiminde ebeveynlerin rolüne değindi. Tarhan; “Okuma alışkanlığı denildiği zaman şöyle bir şey hatırlıyorum. Bir yazar Rusya’ya gidiyor. ‘Siz Rusya’da Tolstoy’u, Dostoyevski’yi yetiştirmişsiniz. Siz çocuklara kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırıyorsunuz?’ diye soruyor. O da diyor ki ‘Biz çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmıyoruz, çocuklar zaten kitabın içine doğuyor.’ Yani evde anne baba okuyorsa çocuk da okuyor. Şu anda dijitalleşme her şeyi küresel olarak altüst etti. Yine de podcast veya e-kitap olsa da okuma alışkanlığının değişmemesi önemli. Hatta tam tersine dijitalleşme, kitap okuma ihtiyacını daha da artırdı. 10 yaşından önce farklı, 10 yaşından sonra farklı. 10 yaşından önce çocuk için anne babası birer kahramandır. Çocuk, anne babayı taklit ve tekrar yöntemiyle öğrenir. Burada iyi bir rol model olabilmek önemli. Çocuk anneyi, babayı ve onların ilişkisini örnek alır.” ifadelerini kullandı.
“Çok bilgi bilenler değil karakter sahibi olanlar hayatta kalacak”
Dijital dünyanın çocuklar için yalnızca bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini kaydeden Tarhan; “Dijitalleşmeyi hazzın karşıtı gibi görmemek lazım. Çocuğun hoşuna gidiyor. Mesela niçin fazla ekran maruziyeti var? Stres azaltma tekniği gibi mi kullanıyor, meraktan mı kullanıyor, hangi amaçla kullanıyor? Burada önemli olan, çocuğun dijital dünyayı 10 yaşından önce de sonra da ebeveyn gözetiminde, anne babasıyla birlikte kullanması. Çocuklar şu an dijital dünyaya doğduğu için dijital dünyanın yerlisi. Biz ise dijital dünyanın ileri yaşta olanları olarak sanki göçebesiyiz. Bu nedenle onlara ‘Şu nasıldı, bu nasıldı?’ diye sormak gerek. Bunu sorarsak çocuk hem kendisi öğreniyor hem de anne babasıyla çift yönlü ilişki kurma fırsatı doğuyor. Biz bunu tehdit gibi görmeyelim. Tehdit boyutu var ama fırsat boyutu da var hayatı tanıma, bilgiye ulaşma ve hayatı kolaylaştırma açısından. Çocuklarımız gelecekte bu dijital dünyada nasıl hayatta kalacaklar? İnsan olmayı başaranlar kalacak. Çok bilgi bilenler değil, karakter sahibi olanlar hayatta kalacak. Çocuğumun karakterini nasıl güçlendiririm? Karakter, merhametle, vicdanla ve insani değerleri öğrenmesiyle güçlenir. Bilgi çağı artacak ama yapay zekâ, dijital dünya bilge olamaz. Duyguların yerine geçemez şu anda. Biz 60’lı yıllarda ‘Makineler düşünür mü?’ diye konuşuyorduk, şimdi ‘Makineler hisseder mi?’ diye konuşuluyor. Yapay zekâyla uğraşanlar, makinelerin hissetmesini sağlamak için çırpınıyor. ‘Yapay zekâ bizim duygularımızı okuyabilir mi, yerimize geçebilir mi?’ diye soruyorlar. Böyle bir dönemde biz çocuklarımıza insani olma bilgeliğini öğretirsek dijital dünyadan hiç korkmayalım.” şeklinde konuştu.

“Merhamet gibi değerler konferansla öğretilmiyor”
Dijitalleşme ve popüler kültürün çocuklarda haz, hız ve hırs odaklı bir yaklaşımı teşvik ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “3H: Haz, hız, hırs. Şu anda yetişen nesil hırslı. Yani doyumsuz, sorumsuz ve açgözlü olmaya dijitalleşme ve popüler kültür çok teşvik ediyor. Hep başarı odaklı bir yaklaşım var. Başarılı olmayı bir değerlilik ölçüsü gibi görüyor. Görünür olmayı değerlilik ölçüsü görüyor. Haz almayı değerlilik ölçüsü görüyor. Hâlbuki değerlilik ölçüsü dış nedene bağlı değildir, iç nedene bağlıdır. Kişinin kendisini geliştirmesine ve dijitalleşmeyle hayatına nasıl anlam katabildiğine bağlıdır. Mesela dijital dünyayla uğraşırken ‘Bu hoşuma gitti, hoşça vakit geçirdim.’ değil, ‘Bu bana ne kattı?’ sorusunu sormayı anne babanın çocuğa öğretmesi gerekiyor. Çocuk bunu öğrenirse dijitalleşmeyi vahşi bir at gibi yönetebilir. Vahşi atı terbiye ederseniz sizin emrinize girer, terbiye etmezseniz sizi istediği yere götürür. Şu anda dijital dünya vahşi bir at gibi, nükleer enerji gibi. Biz onu iyi bir amaçla kullanırsak bize hız verecek, hayatımızı kolaylaştıracak. Hırs ve haz peşinde koşarsak teknoloji yine hayatımıza hız verecek ama bir ahlaki pusulamız olacak ki bu değerler de hayatımıza yön verecek. Bu insani değerler, merhamet gibi değerler konferansla öğretilmiyor. Bir baba, çocuğuna az konuşmanın faziletlerini öğretmek istemiş. Tam üç saat az konuşmanın faziletlerini anlatmış. Çocuk da demiş ki: ‘Baba ya, sen az konuşmak için bile üç saat konuşuyorsun, kendin başaramıyorsun.’ Onun için bizim örnek olmamız burada çok daha önemli.” dedi.

“Hatalar büyümenin bir parçası…”
Karşılaşılan sorunların birer tehdit değil, gelişim fırsatı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tarhan; “Her problem bir fırsattı, tehdit değildir. Hatta hatalar, yanlışlar mükemmelin, büyümenin bir parçasıdır. Kuantum fiziğinde de geçiyor bu. Meteoroloji alanında çalışan Lorenz isimli bir uzman, bir gün bilgisayarda hava tahmini çalışması yapıyor. Kahve içmeye gidiyor. Yaptığı çalışmayı kaydetmeden gidiyor. Geri geldiğinde bütün çalışmasının kaosa dönüştüğünü, karmaşıklaştığını görüyor. ‘Eyvah, bütün emek boşa gitti.’ diyor. ‘Neyse, kaldığım yerden devam edeyim.’ diyor. Bakıyor ki daha iyi tahmin ediyor. Yaptığı yanlış ona olumlu olarak dönüyor. Buna önce ‘kahve etkisi’ diyorlar daha sonra ‘kelebek etkisi’ deniyor. Kaos gibi görünen, hata olarak değerlendirdiğimiz şeyler aslında kişinin yeni keşifler yapmasına sebep olabiliyor. Evrende mükemmel bir düzen, mükemmel bir sistem var. Kişi de bu sistem içerisinde sorunları çözerken yeni şeyler keşfediyor. Aile içerisinde de sorunlar olduğu zaman büyükler, ‘Bu sorun bana ne öğretti, bize ne öğretti?’ diye yaklaşırlarsa çocuklar ve gençler de aynı şekilde yaklaşırlar. ‘Bana ne öğretti ne kazandırdı?’ diyebilmek çok daha kıymetli.” ifadelerini kullandı.
“Bunlar yapay zekanın yapamayacağı şeyler”
Çocukların geleceğe hazırlanmasında sosyal ve duygusal becerilerin önemine dikkat çeken Tarhan, akademik başarının tek başına yeterli olmadığını ve sorunların çözümünde doğru iletişim kurmanın önemini vurguladı. Tarhan; “Biz hep çocuklara mantıksal beynini kullanmayı öğretiyoruz. Kapitalist sistemin ‘kazan, tüket’ çarkı var. Asıl çocuklarımıza öğretmemiz gereken sosyal ve duygusal beceriler. Bunlar yapay zekanın yapamayacağı şeyler. Bu becerileri yüksek olanlar ayakta kalacak. Akademik zekânın yerini yapay zekâ aldı, alıyor. Şu anda insan, üç dört senede öğreneceği bir şeyi yapay zekâyla birkaç saatte yapıyor. Akademik başarı artık ikinci plana düştü. Asıl farkı sosyal ve duygusal becerileri olanlar oluşturacak. Problemlerin çözümünde de emin olun, büyük çoğunluğu hissî nedenlerle ilgili. Bakıyorsunuz, ego savaşları var ‘Benim dediğim, senin dediğin benim param, senin paran benim hakkım, senin hakkın…’ Onun için bazı şeyleri soğumaya bırakacağız. Ondan sonra bunun neden olduğunu araştıracağız. Sorun çözmede karşı taraf çok fazla sen dili kullanıyor. ‘Niye bunu böyle yaptın? Niye bunu buraya koydun?’ diye soruyor. Sen dili yerine ben dili kullanmak burada çok işe yarıyor. ‘Bence şöyle değil, böyle olsa daha iyi olur.’ diyebilmek, ben diliyle yaklaşabilmek önemli.” şeklinde konuştu.

“Değerler zayıfladığı zaman çocuk kendini bilgisayara veriyor”
Aileyi bir arada tutan değerlerin zayıflamasının çocukların davranışları ve aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerine dikkat çeken Tarhan; “Aile değerleri zayıfladı. Aileyi bir arada tutan fiziksel değerler var mal, mülk, maaşlar, varlıklar… Bir de psikolojik değerler var. Karşılıklı sevgi, saygı, sorumluluk, sabır, sadakat gibi değerler. Aileyi bir arada tutan bu değerler yoksa çatışma, anlaşmazlık ve sorun çözme biçimleri de etkileniyor. Bu değerler zayıfladığı zaman çocuk kendini bilgisayara veriyor. Kendini bilgisayara, tablete ya da cep telefonuna kaptırıp oyun bağımlısı oluyorlar. Anne baba da liderliği çocuğa kaptırmış. Evin lideri çocuk. Küçük yaştan itibaren her dediğini yaptıkları için çocuğa söz geçiremiyorlar. Çocuk 15 yaşını geçtikten sonra liderliği ona kaptırdıysan bunu düzeltmek çok zor. Şiddet uyguluyor. Hastaneye yatırdığımız ergenler var. Pandemiden sonra bu durumdan en çok etkilenenleri gördük. Anne babasına şiddet uygulayan, gözü mor anneler görüyoruz artık. Annesinin parmağını kıran bir çocuk geldi geçenlerde. Nasıl yetiştirildiğine bakıyoruz evin şehzadesi gibi yetiştirilmiş bir çocuk. Sen çocuğu öyle yetiştirirsen bir müddet sonra sana kafa tutuyor. İnsani değerlerin hepsini öğretmek gerekiyor. Aksi halde egosu şişik, narsistik bir çocuk yetişiyor. Bir müddet sonra anne babasını küçük gören, onları bir engel gibi algılayan bir çocuk oluyor. ‘Herkes bana başkası gibi davransın.’ diyor. Öyle davranmayınca da yalnız kalıyor. Küresel yalnızlığın sebebi narsisizmdir.” dedi.
“Sosyal medya bizim için bir tehdit mi fırsat mı?”
Sosyal medya ve yapay zekânın gençler için hem tehdit hem de fırsat olabileceğini belirten Tarhan; “Sosyal medya özellikle gençler için herkesin elinde olan çok önemli bir araç. Sosyal medya ve yapay zekâ bizim için bir tehdit mi, fırsat mı? Buna bakacağız. Tehdit boyutuna bakarsak bizi olumsuz etkileyecek, fırsat boyutuna bakarsak hayatımızı kolaylaştıracak. Teknoloji hayatımıza hız veriyor, insani değerler hayatımıza yön veriyor. Çocuklarımıza ahlaki bir pusula öğreteceğiz. Eğer çocuğun ahlaki pusulası varsa ileride birisi ona yanlış bir şey öğrettiğinde ya da yanlış bir şey söylediğinde o pusulaya göre düşünecek. ‘Benim bu yaptığım bana ne kazandırdı?’ diyecek. ‘Hoşuma gitti, hoşça vakit geçirdim.’ demekle yetinmeyecek. ‘Bu bana ne kazandırdı? Bu bana ne öğretti? Bu olay hayatıma nasıl bir katkı sağladı?’ diye soracak. Çocuklara bu soruları sordurmamız lazım. Önce bunu kendimiz yapacağız. Eve gelen bir baba sürekli cep telefonuyla ilgileniyorsa, devamlı ekran karşısındaysa ve evde herkes bir arada olmasına rağmen birbirinden kopuksa çocuğa örnek olamaz. Hatta evde yemek yerken boş bir tabak ayırın ve telefonları o tabağa koyun. Çünkü yemek, beynimizin dopamin salgıladığı etkinliklerden biridir. Dopamin de beynin haz kimyasalıdır. Yemek yerken hoşumuza giden bir şeyi izlediğimizde ya da yaptığımızda beyin dopamin salgılar.” ifadelerini kullandı.
“İnsani değerleri güçlü ve karakterli olanlar hayatta kalacak”
İnsanların fiziksel gerçeklik, hayal ve rüya olmak üzere üç farklı gerçeklik deneyimi olduğunu belirten Tarhan; “Biz hep üç gerçeklik var diye biliyorduk. Fiziksel gerçeklik, yaşadığımız dünya. İkinci gerçeklik, hayal gerçekliği. Hayal kuruyoruz, hayal bitince ‘Bu hayalmiş, gerçek değilmiş.’ diyoruz. Bir de üçüncü gerçeklik var, o da rüya gerçekliği. Rüya görüyoruz, uyanınca ‘Bu rüyaymış.’ diyoruz ve fiziksel gerçekliğe dönüyoruz. Rüyayı görüp inananlara ya da gündüz hayal kurup hayalini gerçekmiş gibi yaşamaya çalışanlara şizofren diyoruz. Şizofrenide beynin gerçeklik testi yapan ağı bozuluyor. Yapay zekâ şimdi duygusal, sosyal, kimlik ve ahlaki kimlik sınırlarını bozdu. Bu da gerçeklik algımızı etkiledi. Bu nedenle çocukların ve gençlerin yapay zekâ uygulamalarını kullanırken dinledikleri, izledikleri şeylere nasıl anlam yüklediklerini onlarla konuşmamız lazım. Annelik babalık şu anda zor. Daha önce, 50 sene önce, 100 sene önce bir anne baba çocuğuna yarım saat ayırıyorsa şimdi bir saat ayıracak. Çocuğunun hayat yol arkadaşı olacak hayatı, yanlışları ve doğruları öğretecek. Böyle olursa çocuğumuza doğru bir rehberlik yapabiliriz. Onun için bu çağa bilgi çağı değil, bilgelik çağı diyoruz. Bilge olanlar, kendini geliştirenler, insani değerleri güçlü ve karakterli olanlar hayatta kalacak. Diğerlerini, karakteri zayıf olanları dijital dünya maalesef savuracak, kaybettirecek.” şeklinde konuştu.
Söyleşinin ardından kitap imza gerçekleştirildi.
Tarhan, kaleme aldığı eserlerini okuyucuları için imzaladı.


