TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Tarhan: “Devamlı ve tek yönlü eleştiri aileye zarar veriyor!”

Evlilikte çiftler arasında yaşanan devamlı ve tek yönlü şiddetli eleştirinin ailede tüm ilişkiler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sürekli şikâyet ve eleştirinin gizli kibirden kaynaklandığını söyledi. Yaşanan duruma çocukların uygun bir dille müdahale edebileceğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anne ve baba arasında farkındalık oluştururken de mutlaka olaylara tarafsız yaklaşılması gerektiğinin altını çizdi.

Tarhan: “Devamlı ve tek yönlü eleştiri aileye zarar veriyor!”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Akra FM’de yayınlanan Evlilik Okulu programında evlilikte yakınmacı ve sürekli şikâyet eden kişilerin etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Devamlı ve tek yönlü eleştiri aileye zarar verir

Evliliklerde anne ve babanın sürekli olarak birbirlerinden yakınmalarının tüm ailedeki ilişkileri ve dengeleri etkileyebileceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, devamlı ve tek yönlü eleştirinin zararlarına dikkat çekti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Örneğin anne sürekli yakınır ve hep babayı şikâyet eder. Kimi yakınmacı kişilikler vardır. Bu kişiler her şeyden şikayetçidir. Bu kişileri cennete koysan burası niye güzel değil diye şikâyet eder. Bu durum evdeki huzuru, aile bireyleri arasındaki ilişkileri ve iletişimi de olumsuz etkiler.” dedi.

Sürekli şikâyet ve eleştiri gizli kibirden kaynaklanıyor

Şikayetçi kişilerde gizli kibir bulunduğunu ifade eden Tarhan, “Bu kişiler sürekli olarak her şeyden şikayet eder. Görünüşte mütevazıdırlar. Beyefendi ve hanımefendi görünürler fakat ne zaman ağızlarından bir laf çıksa hep iğneler, eleştirir. Hiç olumlu tarafı görmez. Bu kişilerde aslında gizli kibir vardır. Bu gizli kibir şöyledir: Ego, ben iyi bir insanım, mükemmelim, herkes eksik deyip başkalarının eksikliğini söyleyerek kendilerini rahatlatırlar. Karşı tarafı eleştirip devalüe ederler. Küçültmeye çalışıp onun üzerinde kontrol sağlarlar.” diye konuştu.

Hatalı davranış uygun şekilde düzeltilmeli

Bu kişilerin aynı zamanda egosu yüksek kişiler olduğunu ifade eden Tarhan, hatalı davranışların uygun şekilde mutlaka söylenmesi gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Bu kişiler yakınmacı özellikleri dolayısıyla aynı zamanda ego tatmini de sağlıyor. Kişi şikâyet ettiği zaman kendini değerli hissediyor, şikâyet etmediği zaman kendini değerli hissetmiyorsa o kimse şikayet edecek bir şey bulur. Böyle davranan kişiyi o şikayetiyle yüzleştirmek gerekir. Tabii bunu yaparken özellikle çocuklar anne ve babalarını kırmadan incitmeden bunu yapmalı.” dedi.

Acaba olumlu taraflarına mı baksan?

Burada çocukların yaklaşımını önemine işaret eden Tarhan, Örneğin sürekli eşinden şikayet eden, onu her fırsatta eleştiren anneye ‘Anne bak sen iyi bir insansın, iyi niyetlisin ama babama da objektif olarak bakalım. Olumlu taraflarını bir kefeye koyalım, olumsuz taraflarını bir kefeye koyalım. Sen hep acaba olumsuz taraflarını mı görüyor­sun? Acaba babamın iyi taraflarını da görmüyor olabilir misin?’ şeklinde bir yaklaşımda bulunulabilir. Hiçbir zaman yargılayıcı ve suçlayıcı bir şekilde anneye yaklaşılmamalıdır. ‘Ne biçim annesin? Ne biçim eşsin? Kocana böyle davranıyorsun?’  demek o kişiyi savunmaya iter. Bu durum anneyi ‘Sen beni sevmiyorsun’ deyip hemen savunmaya geçirebilir.” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yargılayıcı ve suçlayıcı tavrın çatışmalara yol açacağını söyledi.

Çocuk çözüm için fikir verebilir

Aile içerisinde böyle çatışmalı durumlarda çocukların annelerine ya da babalarına karşı uyarı vazifesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Örneğin babayı sürekli eleştiren anneye çocukları uyarıda bulunabilir. ‘Babamın olumlu tarafları da var. ‘Her akşam eve geliyor. Evin ihtiyaçlarını karşılıyor, sen bu yönlerini babama söyle, bak nasıl değişiyor’ diyerek anne de yönlendirilebilir. Çocuk anneye yöntem konusunda fikir verebilir.” dedi.

Kurtarıcı değil de farkındalık rolüne girilmeli… 

Çocuğun burada anne ve babası arasında kurtarıcı değil de farkındalık oluşturma rolüne girmesini tavsiye eden Tarhan, burada kullanılan dilin de önemli olduğunu söyledi. Annesini uyarırken onu suçlamak ve sen dili kullanmak yerine ben dili kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuk annesine ‘Babamın şu yönleri iyi fakat sen farkında olmadan babamı  oraya itiyorsun. Şikayet ettikçe o gamsızlaşıyor, vurdum duymaz oluyor. Sen daha çok şikayet ediyorsun, daha da çok artıyor’ şeklindeki yaklaşım sen dili yani suçlayıcı, yargılayıcı yaklaşım. Onun yerine ‘Ben çok tedirgin oluyorum. Evdeki işlerin ters gitmesinden korkuyorum’ dese daha ikna edici olabilir.” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anne ve baba arasında farkındalık oluştururken de mutlaka olaylara tarafsız yaklaşılması gerektiğinin altını çizdi.

Fazla eleştiri evden uzaklaştırabilir

Hep eleştirilen aile fertlerinin evden uzaklaşabileceğini de söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yakınmacı eşi tarafından sürekli eleştirilen ve hakkında sürekli şikayetler yöneltilen kişi evden uzaklaşabilir. Eleştiride bulunan kişi belki bunu iyi niyetle yapıyordur ancak eşini kendinden uzaklaştırır. Belki onu kazanmak, düzeltmek için yapıyor ama kullandığı yöntem tam tersi uzaklaştırır.” uyarısında bulundu.

Bazı insanların bu olumsuz durumdan beslendiğini kaydeden Tarhan, “Mesela bazı insanlar böyle durumlardan beslenir. Kenara çekilir. İşine geliyordur mesela televizyon seyreder. Böyle bir örnek hatırlıyorum. Adam eve gelince televizyonun sesini sonuna kadar açıyor. Kadın da şikayet ediyor. Kadın şikayet ettikçe adam sesi daha da yükseltiyor. Sonra işte bir şekilde geldiler, evlilikleri neredeyse bitmek üzereydi. Adama ‘Niye böyle, açmanın bir sebebi var mı?’ diye sordum. ‘Ben açmasam hanım susmuyor. Tek çıkış yolu onu buldum’ dedi. Böyle durumlarda aslında şikayet ettiğin şeye sen sebebiyet veriyorsun. Bir başka örnekte de şunu gördük. Kadın eşinin evde hiç gülmediğini söylüyor. Aile değerlendirme ölçeklerini uyguladık. Eş dışarda gayet canlı ve neşeli biri. Meğer eve gelince neşeli olduğunda kadın sürekli bir şeylerden şikayet ediyormuş. Adam da çareyi surat asmakta bulmuş. Çünkü surat asınca kadın susuyormuş. Basit bir şey, ufak bir davranış ama otomatik olarak gelişiyor. Yapan farkında değil.  Eve gelince surat asıyor, kadınla yüzleştirince ortaya çıkıyor. Kadın akıllıydı hemen tarzını değiştirdi. Erkek de gülmeye, konuşmaya, rahat davranmaya başladı.” diye konuştu.

Çıtayı hep yüksek tutarlar…

Sürekli eleştiren kişilerin aynı zamanda mükemmelliyetçi olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu kişiler için eşi de çocukları da mükemmel olmak zorundadır.  Çıtayı, çizgiyi hep yüksek tutar. Mesela çocuk 97 aldıysa ‘Niye 100 almadın?’ diye sorar. ‘100 alsan daha iyi olurdu’ der. Bu nedenle eleştiren kişiyi uygun bir dille yönlendirmek gerekir.” diye konuştu.

Sorunu fark etmek % 50 çözüm demektir

Yakınmacı kişilerin sorunun temelini yani kendilerini iyi tanıması gerektiğini de belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sorunu fark etmek % 50 çözüm anlamına gelir. Fark ettiğin zaman çözüm daha kolay oluyor. Bu kişilerin çocukları da zaman zaman kendilerine bakıp aynı hataları yapmaktan kaçınabilir ve ders çıkarabilirler. ‘Acaba ben de annem ya da babam gibi yakınmacı mıyım? Hep başkasının kusurunu mu arıyorum’ diye kendilerine bakabilirler.” dedi.

Tembellik ve korkular kişiye engel oluyor

Yakınmacılığın kişiyi tembelliğe de ittiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Benzer durum Hz. Musa’nın başına da gelmiş. Kudüs’e gidecekler ama hep engeller çıkıyor. Buzağa tapıyorlar o zaman… Bütün kavmi diyor ki ‘Sen ve Rabbin gidin kurtarın bizi. Biz bir şey yapamayız. Sen ve Rabbin bizi kurtarsın’ diyorlar. Yani onların tembellikleri ya da korkuları buna sebep oluyor. Bazen gözlemliyorum mesela mücadele etmesi gerekirken bir kimse niye mücadele etmiyor? Allah’a havale ediyor her şeyi… Üç derviş bir mağaraya girmiş. Biri ‘Rızkı Allah verir’ demiş. Diğeri ‘Doğru Allah verir, biz rızk peşinde koşmayalım’ demiş. Mağarada günler geçiyor ama bir şey yok. Aç kalıyorlar. Bir yandan da ‘Niye gelmiyor bu rızkımız’ diye düşünüyorlar. Sonra dışardan sesler duyuyorlar. Birkaç kişi orada bir sofra kurmuş yemek yiyor. Fakat adamlar ‘İçeride dervişler var rahatsız etmeyelim’ diye davet etmemişler.  Dervişlerden biri öksürünce masadaki kişiler gelip bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor. Onlar da yemeğe katılıyor. Ondan sonra dervişlerin en akıllı olanı ‘Bir öksürmek kadar da olsa sebeplere teşebbüs etmemiz lazım’ diyor. Allah’ın hakim ismi tecelli ediyor. Kadir ismi, ahirette, rahim ismi ahirette, rahmet ismi bu dünyada ama hakim ismi de var. Hakim ismi her olayda bir hikmet arayacaksın, hikmet demek sebeplere uygun davranmak gerekiyor. Hiç çalışmadan Allah bizi zengin etsin demek akıl dışıdır.” şeklinde konuştu.

İslam’da cebriyecilik çok fazla

Günümüzde Müslümanların tembelliği meskenetle karıştırdıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Tevekkül elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra Allah’a havale etmek, sonuçları havale etmektir. Cebriyede baştan havale ediyor. Cebriyede tam tembellik var. Hepsinde değil ama güney kuşağında, İslam’da cebriyecilik çok fazla. Her şeyi Allah’a, sadece ibadete indirgetiyor. Halbuki senin niyetin ilahi rızaysa yaptığın mubah, dünyevi ameller ibadet hükmüne geçiyor.” dedi.

Beyin haritalama ile beyindeki değişiklikler görülüyor

Kişilerin zaman zaman yaşamdan zevk almadıklarını dile getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişide yorgunluk varsa bir şeylerden tat ve zevk alamıyor. ‘Yaşamasam daha iyi’ gibi ifadeler kullanıyorsa beyindeki serotonin, dopamin, nöroadrenalin gibi monoaminler stres nedeniyle azalıyor. Biz beyin haritalama yöntemiyle ölçtüğümüz zaman beyindeki bu değişiklikleri görebiliyoruz. Başlangıç dönemiyse beta dalgalarını görüyoruz. Uzun sürdüyse yavaş dalgalar var teta, delta var. Onları görüyoruz. Bunlar aslında beynin yorulduğunu gösteriyor. Beynin özellikle bu karar verme bölgesinde frontal alanların yavaşladığını görüyoruz. Bu yavaşlama sonunda artık kişinin ilaca ihtiyacı ortaya çıkıyor. Daha önce bunu tahminle yapıyorduk ama şimdi daha çok biyolojik marker dediğimiz yani biyomarker dediğimiz biyolojik göstergelerle yapıyoruz. Kişinin o ilaca ihtiyacı olup olmadığı beyin haritalama ile tespit ediliyor.” dedi.

Mindfulness pozitif psikolojidir

Şu anda pozitif psikolojinin dünyanın da ilgisini çektiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Slovenyalı sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek, ‘Kapitalizmin son sığınağı mindfulness’ diyor. Mindfulness nedir? Bu pozitif psikolojidir. Yani Anadolu irfanı ile tasavvuf kültüründen ilham alınarak modern bir metodolojiye oturtulmasıdır. Tevhitsiz ve Allah inancı olmayan bir nevi içsel yolculuk gibi. Psikiyatride üçüncü kuşak psikoterapiler olarak geçiyor. Metakongnitif diye de geçiyor. Zihinüstü tedavi olarak da adlandırılıyor. Her insanın bir kutsalı olmalı. Kişinin kutsalı neyse ona göre tedavi yapıyorsun. Kutsalının olmasını kabul eden bir tedavi yöntemi. Bu da psikolojik bir devrimdir aslında. Zizek haklı ama burada tevhit olmadan kutsal olmuyor ki. Onu bulacak. Bence onun da işe yaramadığını görecek. Akla en uygun inanç tevhit inancı.” dedi.

Okunma : 90

ÜHA

 

İlgili

Haberler

Foto Galeri