Prof. Dr. Tarhan: “Evlilik mutluluk beklenen değil iyilik üretilen alandır”

10 - Eşitsizliklerin Azaltılması11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İslam Alimleri Vakfı tarafından Erzurum Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Modern Saldırılar Karşısında Aile ve Neslin Korunması” başlıklı uluslararası sempozyuma katıldı. ‘Medeniyet Krizi Olarak Aile’ başlığını ele alan Tarhan, modernizmin bireyselleştiren ve yalnızlaştıran etkilerine karşı aile kurumunun korunması gerektiğinin altını çizdi. “Ben kalarak biz olmak” formülüne dikkat çekti. Evliliğin yalnızca aynı evi paylaşmak değil; sevgi, merhamet, huzur ve ebedi bir anlam ortaklığı kurmak anlamına geldiğini belirtti. 

Erzurum Atatürk Üniversitesinde gerçekleşen sempozyuma Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Erzurum Valisi Aydın Baruş, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile İslam Alimleri Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu başta olmak üzere birçok isim katıldı. 

“Medeniyet krizine çözüm bulamazsak aileye çözüm bulamayız”

Medeniyet krizinin aile üzerindeki etkilerine dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aileyi etkileyen sorunların yalnızca aile üzerinden ele alınamayacağını belirterek, bunun daha geniş bir anlamlandırma biçimiyle ilişkili olduğunu ifade etti. Tarhan; “Medeniyet krizine çözüm bulamazsak aileye çözüm bulamayız. Çünkü aileyi bozan olayları yorumlama, dünyayı yorumlama ve anlamlandırma biçimimizde küresel olarak değişiklik oldu. 1950 ile 2000 yılları arasında, ‘Ben çok mutluyum.’ diyen insanların oranlarına baktığımızda kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla artmasına rağmen mutluluk eğrisinin aynı şekilde yükselmediğini görüyoruz. 1950’de ABD’de kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla 20-25 bin dolar civarındayken, 2000’de 35 bin dolara çıkmış. Şu anda 2025’te ise ABD’de kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla 70 bin doların hatta 80 bin doların üzerine çıkmış durumda. Fakat mutluluk eğrisi yükselmek yerine aşağı doğru gidiyor. Yani hatta Amerikalılar bunun için ‘Para saadet satın almaz.’ diyorlar. Bizde de ‘Parayla saadet olmaz.’ sözü buradan geliyor. Dünya mutluluğu peşinde koşarken önümüze çıkan istatistikler, zenginlikle mutluluğun paralel gitmediğini gösteriyor.” dedi. 

Aileyi zayıflatan 3 hastalık…

Aileyi zayıflatan ve medeniyet hastalığı olarak nitelendirilebilecek üç temel hastalık bulunduğuna dikkat çeken Tarhan; “Aileyi zayıflatan üç tane hastalık var. Bunlar işte medeniyet hastalığı dediğimiz hastalıklar. Birisi sekülerizm, yani dünyacılık hastalığı. Bu felsefi anlamdaki sekülerizm. Ben bununla ilgili bir tweet attım, hemen politize ettiler. Onu da söylemek isterim. Bu, felsefi anlamda dünyevileşerek vicdani sorumluluğu zayıflayan ve bencilleşen insanın aileyi ayak bağı olarak görmesine neden oluyor. Şu andaki küresel bakış açısında, sanki öldükten sonra hayat yokmuş gibi yaşayan, sadece hayatı dünya hayatından ibaret zanneden bir bakış açısı var. Küresel olarak bu bakış açısına sahip olan bir kimse, ‘Niçin evleneyim ki?’ diyor. Meşhur Mark Twain, hoca hanım bilir, Mark Twain’in meşhur bir sözü var. ‘Niçin evlenmiyorsun?’ diyorlar. ‘Bir kap süt için bir inek beslenmez.’ diyor. Yani evliliği cinselliğe indirgemiş bir bakış açısı. Böyle bir insan evlenmez ki. Evliliğe bu bakışı olan bir kimse niye evlensin ki? Yani kendini hayvanla özdeş görüyor bu bakış açısı.” ifadelerini kullandı.

“Ahlaki normlarımızı bozan bir medeniyet krizi ile karşı karşıyayız” 

Aileyi zayıflatan ikinci hastalığın sosyal anomi olduğunu belirten Tarhan, sosyal normların bozulmasının aileyi koruyan yapıların yıkılmasına neden olduğunu ifade etti. Tarhan; “İkincisi sosyal anomi. Yani sosyal normların bozulması, aileyi koruyan surların yıkılması. Bu konuda kitap yazmak durumunda kaldım 2010’da ‘Son Sığınak Aile’ diye. Çünkü aileyi ve toplumu gerçekten koruyan hukuki normlar vardır. Yasalar, kurallar toplumu korur, kırmızı çizgiler şeklinde korur ama bu yetmiyor. Sosyal normlar var gelenek, görenekler var. O duvarlar da yıkıldı. Üçüncü olarak ailevi normlar vardı. Aile iç kaleydi. Elimizdeki akıllı telefonlar, tabletler evin açık kapısı oldu. Buradan o normlar da allak bullak oldu. Dördüncü norm da ahlaki normlar. Ahlaki normlar içimizdeki iç bekçi, vicdanımızdaki iç bekçi. Hukuki normlar yasalarla belirlenmiştir, ahlaki normlar da vicdanla belirlenmiştir. Bu nedenle biz ahlaki normlarımızı bozan bir medeniyet krizi ile karşı karşıyayız.” şeklinde konuştu. 

4 soruyu kendine sorabilen narsisizmini yönetebilir 

Küresel medeniyet krizinin bir başka boyutunun narsisizm ve hazcılık olduğunu belirten Tarhan; “Küresel medeniyet krizi hedonizm, hazcılık, hazzın ego ideali hâline getirilmesi… Yani Kaliforniya sendromu diyorduk buna daha önce. Artık sadece Kaliforniya’da ortaya çıkan bir durum değil. Kaliforniya’yla sınırlı değil, artık küresel bir sendrom hâline geldi. Bu bir medeniyet krizi oluyor. Hoşuna giden iyidir, hoşuna gitmeyen kötüdür. Hazzın ego ideali hâline getirildiği bir insanlık yaklaşımı var. İkincisi egosantrizm, narsisizm. Yani benmerkezcilik. İnsanların dünyayı benmerkezci bir bakış açısıyla değerlendirmesi. Bir insan, ‘Ben narsist miyim, değil miyim?’ diye anlamak istiyorsa şu dört soruyu sorsun kendine. Hata yaptığımda bunu kabul edebiliyor muyum? Benden daha az başarılı, varlıklı veya bilgili olan birini küçümsüyor muyum, küçümsemiyor muyum? Eğer küçümsüyorsan kibirlisin, narsisizm sınırlarına girersin. İyiliğini kimse görmeyecek olsa bile yine yapar mıyım? Bu soruya evet cevap veriyor musun, vermiyor musun? Vermiyorsan, birine iyilik yapıp ardından selfie çekiyorsan çok dikkatli ol. Başarımdaki başkalarının emeğini teslim ediyor muyum, etmiyor muyum? Yani hep ben mi alkış istiyorum? Hep mi ben ön planda olmak istiyorum? Bir insan bu dört soruyu kendine sorabilirse kendi narsisizmini yönetebilir.” dedi. 

Öfkeden nasıl ders çıkarabiliriz?

Benmerkezciliğe karşı Kur’an-ı Kerim’in sunduğu yaklaşımın psikolojik karşılığına değinen Tarhan; “Benmerkezciliğe karşı Kur’an-ı Kerim ne sunuyor bize ve bunun insan psikolojisindeki karşılığı ne? Âl-i İmrân Suresinin 134 ve 135’inci ayetlerinde öfkeyi yenme, bağışlama, hatayı fark etme ve yanlışta ısrar etmeme konuları ele alınıyor. Bu çerçevede Kur’an-ı Kerim, aile hayatında insanın yalnızca karşısındakinin değil, kendi davranışlarını da sorgulaması için ahlaki bir dayanak sunuyor. ‘Beni kızdırmasaydın bağırmazdım.’ demek yerine, ‘Öfkelendim fakat bağırmak benim hatam. Bir sonraki tartışmada bunu önlemek için ne yapacağımı belirlemeliyim.’ diyebilmek gerekiyor. Bu soruyu sorabilen bir kimse, öfkelendiği zaman o öfkeden ders çıkarabilir.” ifadelerini kullandı.

“Evliliğin niteliği yalnızca aynı evde yaşamak değil”

Kur’an-ı Kerim’de evlilik ilişkisinin sevgi, merhamet ve huzur kavramları üzerinden ele alındığını belirten Tarhan, aile hayatında eşlerin birbirleri için bir sığınak olabilmesinin ve ortak amaçlar belirlemesinin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Rum Suresinin 21’inci ayeti, eşler arasındaki ilişkiyi yakınlık, sevgi ve merhametle anlatır. Buradan hareketle evliliğin niteliğini yalnızca aynı evde yaşamak olarak değil, birbirine huzur ve yakınlık sunabilmek üzerinden değerlendiren bir yaklaşım geliştirilebilir. Kur’an-ı Kerim evlilikle ilgili muhabbet tabirini kullanmıyor. Vedud ve teskin kullanıyor. Vedud, sevginin daha derin olanı anlamına geliyor. Muhabbet yerine vedud kelimesinin kullanılması Kur’an-ı Kerim açısından anlamlı. Evlilikle ilgili başka bir ayette de teskin yani sükûnet, sakinlik, sığınak gibi bir anlam var. Sığınak gibi bir anlam taşıması da çok manidar. Ayetler hem kadın hem erkek için bir sığınak, bir sekine ve aynı zamanda derin anlamlı bir bağ özelliği taşıdığını gösteriyor. Yani aile üyelerinin, ‘Nasıl insanlar olmak ve nasıl bir hayat kurmak istiyoruz?’ sorusunu da konuşmaları gerekiyor. Burada ortak amaçlarının olması çok önemli.” şeklinde konuştu.

 

“Aileyi bir üstünlük yarışından çıkarıp sorumluluk ortaklığına dönüştürmek önemli”

Aile içinde sorumlulukların paylaşılması ve çocuk yetiştirmede şefkatli sınırların önemine dikkat çeken Tarhan; “Sahih hadiste Hazreti Peygamber’in evinde ailesinin işleriyle ilgilendiği anlatılır. ‘Senin görevin, yapacaksın.’ demek yerine, ‘Bu evin ihtiyaçları neler? Hangimiz neyi üstlenebiliriz? Yükümüz gerçekten adil mi?’ diye sormak gerekiyor. Aileyi bir üstünlük yarışından çıkarıp sorumluluk ortaklığına dönüştürmek önemli. Çocuk yetiştirme sorunlarına karşı da şefkatli sınırlar ve vicdan eğitimi gerekiyor. Lokman Suresi, çocuğa şefkatli yaklaşmayı hedefliyor. Hedef yalnızca yakalanmaktan korkan bir çocuk yetiştirmek değil, davranışının başkasına etkisini anlayan yani empati yapabilen bir çocuk yetiştirmek. Korkuyla yapılan yönetim, korkuyla oluşan saygı, anne baba olmadığı zaman işlemez. Çocuğa başkasının hakkına saygı duymayı da öğretirsek bu çok önemli. Çocuğa şefkatli hitap, inanç ve davranış konusunda Kur’an-ı Kerim’in sabır, tevazu ve konuşma adabıyla ilgili öğretileri bize bu şekilde yol gösteriyor.” dedi. 

“Kur’an-ı Kerim mahremiyeti, ölçülülüğü ve öz denetimi tavsiye ediyor”

Dijital teknolojilerin aile hayatındaki kullanımına ilişkin Kur’an-ı Kerim’in sunduğu ilkelere de değinen Tarhan; “Dijital sorunlara karşı ne yapacağız? Kur’an-ı Kerim’de de bununla ilgili çözüm var. Yaş ve kuru her şey var Kur’an-ı Kerim’de. Mahremiyeti, ölçülülüğü ve öz denetimi tavsiye ediyor bize. Hucurât Suresi’nin 12’nci ayeti, temelsiz kuşkudan, insanların gizliliklerini araştırmaktan, gıybetten sakındırıyor. Bu ilkeler, dijital ortamdaki aile davranışlarını değerlendirmek için de kullanılabilir. Çocuklar için belirlenen kurallara yetişkinlerin de uyması önemlidir. Burada önerilen çözüm, teknolojiyi bütünüyle reddetmek değil; kullanımını amaç, süre, içerik ve başkasının hakkı bakımından değerlendirmektir. Dijital ahlakı yalnızca çocuğa getirilen yasaklar olarak değil, bütün ailenin ortak sorumluluğu hâline getirmek gerekir. Anne ve babanın da buna uyması gerekir.” ifadelerini kullandı.

“Aile kendi içine kapanan bir birim değil”

Ekonomik sıkıntılar karşısında ölçülü harcamanın yanı sıra dayanışmanın da önem taşıdığını belirten Tarhan; “Furkan Suresinin 67’nci ayetinde harcamalarda savurganlık ve cimrilik arasındaki denge vurgulanıyor. Tevbe Suresinin 60’ıncı ayetinde zekâtın yararlanıcıları arasında yoksullar ve borçlular da sayılıyor. Dolayısıyla ekonomik sıkıntılara verilecek cevap yalnızca bireye ölçülü harcamayı öğretmekten ibaret değil. İhtiyaç sahibini destekleme sorumluluğunu da içeriyor. Maddi sıkıntı yaşayan aileye ‘Yalnız sabret.’ demek değil, yükünü paylaşmak önemli burada. Nisâ Suresinin 36’ncı ayeti, anne baba ve akraba bağlarını güçlendiren, şu anda bizde gittikçe zayıflayan yakın aile ve geniş aile ilişkileri açısından da önem taşıyor. Aileyi kendi içine kapanan bir birim olarak değil daha geniş bir dayanışma çerçevesi içinde düşünmeye imkân veriyor.” ifadelerini kullandı. 

“Sağlıklı ‘biz’, ‘ben’i yok etmez”

Bireyselleşmenin insanı yalnızlaştıran etkilerine karşı ‘ben kalarak biz olma’ anlayışının önemine değinen Tarhan; “Ben kalarak biz olmak formülünü bulmamız gerekiyor. Popüler kültürün bu bireyselleşmesi, küresel bir tehdit olarak insanı yalnızlaştırıyor. Kaliforniya sendromu dediğimiz durum bu. Sağlıklı ‘biz’, ‘ben’i yok etmez. İki kişinin haklarını ve gelişimini birlikte gözetir. Yani birlikte aynı gemideki yolcular gibi olurlar. Anlamın dünyevileşmesine karşı ebediyet, anlam ve amaç kazandırmak gerekiyor. Küresel felsefe evliliğin anlamını değiştirdi. Bunun yerine evliliğin anlamını yeniden yorumlamak gerekiyor. Buna psikolojide ‘anlamsal yeniden çerçeveleme’ deniyor. Yani anlamı yeniden çerçeveleme, duygusal yeniden çerçeveleme yapmak gerekiyor. Evlilik yalnızca mutluluk beklenen bir yer değil ortak anlamın, iyilik üretmenin ve hayat ortaklığı kurmanın alanı olmalı. Rum Suresinin 21’inci ayeti, eşler arasındaki ilişkiyi huzur bulma, sevgi ve merhamet üzerinden ele alıyor. Nisâ Suresinin 21’inci ayetinde ise evlilik ilişkisi, tarafların sorumluluk üstlendiği sağlam bir sözleşmeyle ilişkilendiriliyor.” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

Sempozyum kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a teşekkür belgesi de takdim edildi.

Yoğun ilgi gören program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.  

Paylaş
Oluşturulma Tarihi: 26 Ekim 2026