Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan TVNET’te Serdar Tuncer ile Ramazan programının canlı yayın konuğu oldu. “Ramazan ve Ruh Sağlığımız” konusunda değerlendirmelerde bulunan Tarhan, orucun dayanıklılık eğitimi, bir içsel arınma ayı olduğuna dikkat çekti. Bu dönemde acz duygusunu bilen kişilerin büyük gücü anladığını kaydeden Tarhan, kötülüğün kötü sonuçları gözüktükçe iyinin kıymetinin anlaşılmaya başladığının altını çizdi. Tarhan, karşılık bekleyerek yapılan yardımın ise tefeciliğin bir türü olduğunu söyledi.
“Acz duygusunu bilen bir kimse büyük gücü anlıyor”
Tevekkül ettikten sonra Allah’a teslim olmak gerektiğinden bahseden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Acz duygusunu, acz zaafını bilen bir kimse büyük gücü anlıyor. Bunun olması için önce inanması lazım, iman gerekiyor. İnanmak yetmiyor, tevhit gerekiyor. Öyle bir inancı olmalı ki her şeyi bilen, her şeyi kontrol eden ilmi mutlak, irade-i mutlak, kudreti mutlak, hikmeti mutlak olan bir güç olacaksa yani her şeyi kalbimden geçenleri bile biliyor. Şah damarımdan daha çok bana yakın. Öyle bir tevhit inancı olacak. Tevhit olduktan sonra kişi teslim oluyor. Teslimden sonra ise tevekkül oluşuyor. Bu Bediüzzaman Hazretlerinin 23’üncü sözünde geçen bir şeydi. ‘İman tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadeti dâreyn-i iktiza eder.’ diyor. İki dünya saadetini. Tevekkül de şöyle, Allah’a vekalet vermek. Yani mesela avukata vekalet veriyorsun. Vekaleti verdiğin için artık ona güvenmen lazım. Mesela uçağa biniyorsun artık kaptana vekalet verdin. Kaptana güvenmezsen uyuyamazsın ki uykun kaçar, huzurun kaçar. Sen şimdi Allah’a tevekkül ettikten sonra her şeyi bilen, kontrol eden o. Tevekkül vekalet verebilmek, Allah’a teslim olabilmektir.” şeklinde konuştu.
“Zirveye güçle çıkarsınız, adalet ile kalırsınız”
Güvenle sevgi arasında sebep sonuç ilişkisi olduğuna dikkat çeken Tarhan; “Güçle zirveye çıkarsınız ama adalet ile zirvede kalırsınız. Burada da güven ilişkisi olması için zaten adil paylaşım olması lazım. Yani hakkaniyete uygun bir ilişki olması lazım. İslamiyet gönüllü itaati yüceltiyor. Korkuya dayalı itaat değil, sevgiye dayalı itaati sağlıyor. Öyle olunca sürdürülebilir oluyor. Sürdürülebilir olması için muhakkak güven ilişkisi kurmak gerekiyor. Muhabbet olunca korku azalıyor güven artıyor. Güvenle sevgi arasında sebep sonuç ilişkisi var. Önceleri aileye sevgi yuvası deniyordu şimdi güven yuvası diyoruz. Bazen sevgi var ama bencilce bir sevgi oluyor. Sevdiği kişiyi köleleştiriyor. Köle efendi ilişkisi istiyor. Bu sevgi çıkarcı, narsistik sevgidir. O sevgi köleleştiren bir sevgi, daha çok ilişkiye zarar veriyor. Onun için içinde empatinin olduğu sevgi daha şefkatlidir. O da güven oluşturuyor. Yani bir çocuk düşünün. Annesinden korkar ağlar sonra annesine sığınıp rahatlar. Bu böyle bir şey. Sevgi ve güven birlikte.” dedi.
İkna, inandırma ve sevdirme yöntemi kullanılmalı…
Yöntem olarak baskı, korkutma ve tehditin Emevîler’le birlikte benimsendiğinin altını çizen Tarhan; “Kur’an-ı Kerim’de takvayı biz korku diye çeviriyoruz. Aslında orada sorumluluk gibi anlamı var. Şu anda Allah korkusu dendiği zaman cezalandıran bir yaratıcı gibi tasvir ediliyor. Yani Allah tasavvurunu nebevi ahlaka uygun şekilde düşünmek gerekiyor. Resulullah’ın hayatında hiçbir zorlama yok. Tam tersi mesela yakın ilişkilerde ses tonu bile yükselmemiş. Allah korkusuyla düzeni sağlamak daha çok Emevîler’le birlikte literatüre girmiş. Aslında İslam’dan kaynaklanmıyor. Mezopotamya geleneği yani dayağı, şiddeti yöntem olarak benimsemiş. Daha sonra Emevîler’le birlikte biz baskı, korkutma ve tehditi yöntem olarak benimsemişiz. Söz anlamayan kişileri korkutarak sonuç alınabiliyor ama o yöntem bu çağda işe yaramıyor. Bu çağda ikna, inandırma ve sevdirme yöntemi kullanılmalı.” ifadelerini kullandı.
“Nörobilim modernizmin bazı dogmalarını alt üst etti”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kapitalist kültürün bencilliği yüceltmeyi ideoloji olarak benimsediğini belirtti. Tarhan; “Nörobilim şu anda modernizmin bazı dogmalarını alt üst etti. Yani modernizm ‘Sen önemlisin.’ diyordu. Mesela bize bazen Amerika’dan eğitim almış psikologlar geliyordu çift terapisti. Problem olduğu zaman, ‘Aile kutsal değil, sen kutsalsın. Boş ver evliliği, eşini, çocuklarını. Hayatını yaşa.’ deyip bencilliği yüceltiyor. Kapitalist kültür bunu ideoloji olarak benimsedi. Yani bunu küresel olarak popüler kültür olarak sosyal medyayla vesaire sunmaya çalışıyor. Bunun yanlışları görülmeye başlayınca bilimsel akımlar başladı. Nörobilimde de ölçerek giden pozitif psikoloji gibi bilim dalları ortaya çıktı. Burada Budist rahipler üzerinde yapılmış bir deney var. Budist rahiplerin beyin görüntülemesi alınıyor. Aynı zamanda da ortalama bir Amerikalıya yanmış insan resimleri gösteriliyor. Yanmış insan resimlerini görünce ortalama bir Amerikalının beyninde stresle ve kaçınmayla ilgili alanlar aktif hale geçiyor. Daha sonra aynı şey Budist rahiplere de yapılıyor. Beyninde yardım etmeyle ilgili alanlar aktif aynı anda mutlulukla ilgili alan da aktif hale geçiyor. Yani o kişinin başkasına yardım etmesi aslında veren kazanıyor yani. Mutluluk hormonu salgılatıyor. Yani konulmuş kanıtlanmış şey merhamet duygusu mesela. Beyni mutluluk hormonu salgılatıyor. Bu böyle soyut bir konu değil somut karşılığı var insanda. Pozitif psikoloji uygulamalarında minnettarlık eğitimi veriyoruz.” şeklinde konuştu.
“Karşılık bekleyerek yapılan yardım tefeciliğin bir türüdür”
Kötülüğün kötü sonuçları gözüktükçe iyinin kıymetinin anlaşılmaya başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Karşılık bekleyerek yapılan yardım tefeciliğin bir türüdür. Bizim kültürümüzde yok. Yani iyilik yapıyorsan karşılıksız iyilik olacak. O da karşılığı Allah’tan bekleyeceksin. O tarzdaki iyilik kültürü değişti bizde. Şu anda bu tarzdaki kültürel savrulmaları yaşıyoruz ama özünü koruduğumuz için kötülüğün kötü sonuçları gözüktükçe iyinin kıymeti anlaşılmaya başladı. Yardımlaşma faaliyetlerinde özellikle mesela kişinin kendi narsisizmini tedavi etmesi için önce kendi içimizdeki narsisizmi tedavi düzeltmemiz lazım. Narsisizm nedir? Kendini kutsallaştırmak, kendine hayran olmak tarzındaki. Böyle kişi kendisini göstermeden yardım etmeyi başaracak. Eğer bir kimse hiç kimseye göstermeden sessizce yardım etmeyi başarıyorsa kendi narsisizmine gol attı demektir. Göstere göstere bir yardım yapınca bu yardımı sergilemektir. Böyle durumlarda karşı taraf da ezilir. Burada kritik kelime var, ‘niyet’ çok önemli. Yaparken niyetimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Önce niyetimiz ne? Eğer niyetimiz iyiyse yani hadis-i kudsi var, ‘İyi niyet ve güzel gayretiniz varsa tamamlayıcısı benim.’ diyor. Yani bu Allah kelamı. Niyetin iyi olsa bile başkalarından onay almak için, alkışlanmak için yapıyorsanız burada gölge düşüyor. Ama yine de yardım her zaman iyi bir şeydir.” dedi.
Tek süper güç olduğu zaman zalimleşiyor…
Gelenek göreneklerin sosyal sınırları belirlediği gibi insan ilişkilerini de belirlediğinin altını çizen Tarhan; “Yasaların belirlediği sınırlar, sosyal normlar vardır. Gelenek, görenek, adaletin belirlediği normlar vardır. Bir de vicdani normlar vardır. GATA’dan yeni mezunduk. Bir kadın doğum hocamızın verdiği güzel bir konferans vardı. Orada, ‘Çocuklar hepiniz bekarsınız yakında evleneceksiniz. Evleneceğimiz zaman size 3 tane tavsiyem var. Birincisi Allah'tan korksun, Allah'tan korkan gizli kötülük yapmaz. İkincisi kuldan utansın. Bunu yapan açıktan kötülük yapmaz. Üçüncüsü de inatçı olmasın evleneceğiniz kişi yeter fazla bir şey araştırmayın.’ demişti. Gerçekten çok müthiş hikmetli bir şey. İnatçı kişiler bireysel olarak ben merkezli kişiler oluyor. Sosyal sınırları gelenek görenekler belirlediği gibi insan ilişkilerini de belirliyor. Bir insanla birlikte yolculuğa çıktığınız zaman onun nasıl biri olduğunu anlarsınız denir. Sinirlendiği zaman onun gerçek kişiliğini anlarsınız. Hatta rahmetli Ayhan Songar Hoca Demirel Cumhurbaşkanı olduğu zaman demişti ki; ‘Gerçek Demirel’i şimdi göreceksiniz.’ demişti. Makamdan sonra gücü ele geçirince nasıl oluyor? Bu da bir şekilde insanın içerisindeki bastırdığı duyguların bir şekilde ortaya çıkarmasına sebep oluyor. Kapitalist sistemin yaptığı gücü ele geçirince şu anda tek süper güç olduğu zaman zalimleşiyor.” ifadelerini kullandı.
“Narsist toplumlar uzun süre yaşayamıyorlar”
Eleştiriyi armağan gibi kabul edebilen insanların narsisizmini yönetebildiğinden bahseden Tarhan; “Siyasi narsisizmde mesela Roma bunun örneğidir. Roma imparatorluğu dış düşman değil kendi iç kavgaları nedeniyle dağılıyor. Onun için narsist toplumlar uzun süre yaşayamıyorlar. Güç ele geçirince bu sefer aralarında ego savaşları başlıyor. Onun için sınır koymak mesela Osmanlı’nın son dönemlerinde meşrutiyet tartışmaları olurken o zaman ‘Meşrutiyet caiz mi değil mi?’ diye tartışmalar olurken meclisi mebusan kurulmasıyla ilgili ‘Muhalefet muvazeneyi adalettir.’ diyorlar. Muhalefet. Yani evde çocuk, ‘Baba öyle değil böyle olsun’ dediği zaman haklı bir eleştiriyi armağan gibi kabul edebiliyorsa bir insan narsisizmini yönetiyor demektir. ‘Muhalefet muvazeneyi adalettir.’ diye adaleti sağlıyor. Çünkü iyi niyetli bir insan bile gücü ele geçirince farkında olmadan muhalefeti yok etmek istiyor. Yani susturmak istiyor. Onun için kendini eleştiren dostlar elde edin, kazanın denir. İçinde zaten vicdan varsa ona dıştan şeye lüzumu yok. Vicdanında bekçi varsa, vicdanında bir iç ses varsa o kimseye zaten içindeki ses yapma der.” şeklinde konuştu.
“Kötülüğün sıradanlaşması diktatörlerin işini kolaylaştırmış”
İnsanın kendini aldatma konusunda usta olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sessiz kalmanın kötülüğü sıradanlaştırıp yaygınlaştığını belirtti. Tarhan; “Kötülükle ilgili insanlık medeniyet sayesinde büyük teknolojide ilerledi. İletişim çağındayız. Kötülük neden ona paralel azalmıyor? Bir insan kendisini nasıl aldatıyor? İnsan kendisini aldatma konusunda çok usta. Kötülüğün türlerinden birisi bu konu ve çok tartışılıyor. Özellikle Hitler’den sonra sosyal bilimciler çok tartıştı. Aydınlanma çağını tetikleyen filozoflar Almanya’dan çıktı. Immanuel Kant’tan tut çoğu oradan çıkmış, büyük ilim insanları yetiştirmiş bir yer. Nasıl oldu da Hitler gibi bir şeyi engelleyemedi, önleyemedi tarzındaki bu yaklaşımda orada siyasi manipülasyonların ötesinde bu kötülüğün sıradanlaşması kavramı ortaya çıktı. Orada bir kötülük yapıyor. Bazı kişiler kendi menfaatleri için kötülüğe göz yumuyorlar. Hatta Dante’nin bir sözü var. İlahi komedyada diyor ki, ‘Cehennemin en derin yeri kötülük karşısında sessiz kalanlara ayrılmıştır.’ diyor. Kaç yüz sene önce söylemiş. Evde hizmetçi bir şeyi kırsa ceza verilir, hanım kırsa kaza olur. Böyle durumlarda dokunmadıkça sessiz kalma kötülüğü sıradanlaşmış ve yaygınlaşmış. Bu tarzda kötülüğün sıradanlaşması diktatörlerin işini kolaylaştırmış. Bunun için yani kötülükle ilgili yapılanlar değerlendirilmeli.” dedi.
“Oruç bir içsel arınmadır…”
Dayanıklılık eğitimi gibi uygulamaların ihmal edilmesi sonucunda insanın içerisindeki kötü parçanın büyüdüğüne değinen Tarhan; “İçimizdeki kötü parçayı terbiye edebilmek önemli. Kötülükle mücadele için önce içsel kötülük. Mesela Ramazan’ın bize kazandırdığı en büyük şey içsel arınmadır. Hatta beynimizin ön bölgesinde öz denetim kasları var. Öz denetim beyinde frontal bölge beynin kaptan köşküdür. Ramazan orucu mesela dayanıklılık eğitimidir. İki türlü sabır vardır. Birisi kötülüklere, musibetlere, hastalıklara karşı sabretmek. Negatif sabır bir de pozitif sabır var. Hazzı ertelemek, doyumu ertelemek. Yüksek bir hedef için bir şey yapıp vazgeçebilmek. Bir öğrencinin mezun olmak için dersini çalışması, gece uykusuz kalması gibi sabır. Kişinin nefis terbiyesi olarak geçen ama şu anda bizim doyum erteleme becerisi, dayanıklılık eğitimi dediğimiz uygulamaların ihmal edilmesi sonucu insanın içerisindeki kötü parça büyüyor. Kötü parça büyüdüğü zaman güç varsa her şeyi yutmaya çalışıyor. Gücü de sınırlandıran dış güce bağlamış hep Batı felsefesi. Yani mesela Almanlar kanunları kutsallaştırmışlar fakat vicdan yok. Mesela Hitler müthiş çalışkan, gece gündüz çalışıyor. Müthiş, karizmatik bir lider. Almanya İmparatorluğu kurmuş adam. Fakat vicdanı yok. Hatta Berlin’de artık Sovyetler girmek üzereyken demişler ki; ‘Burada savaş olacak. Birçok insan ölecek. Teslim olalım.’ demişler. ‘Bana oy vermeselerdi, teslim olmam ben.’ demiş ve intihar ediyor adam. Yani o derece acımasız merhamet duygusu yok.” ifadelerini kullandı.
“Kapitalizm insanları Allah’a hazırlıyor”
Gazze’nin küresel vicdanı tetiklediğine dikkat çeken Tarhan; “Bu olayda kötülük neden Gazze’de? Gazze müthiş bir küresel uyanışı, küresel vicdanı tetikledi. Kaderin Gazze olaylarına izin vermesinin bir hikmeti var. Bu hikmet kıyametten önce herhalde küresel olarak hakikati yakalayan bir insanlık olacak. Onun için burada bize düşen rol, bize düşen vazife nedir? Hakikati anlatmak için bu zamanın en etkili yöntemi ikna inandırma yöntemi. Fikrine güvenen, elindeki hakikate güvenen insan tartışmaktan korkmaz ki. Kur’an hakikatlerine güvenmiyor muyuz ki? Kur’an hakikatlerine güvenen bir insan serbest tartışma ortamında tartışır, karşı tarafa anlatır, ikna olur. Olmazsa da ilzam olur. Bu zamanın en güzel mücadele yöntemi fikre karşı fikir ve manevi yönden mücadele temsille. Temsille mücadele etmek, ikna inandırma yoluyla sevdirme yönüyle. Ahmet Yesevi; ‘Gönlü kırık olanları bulmak bizim vazifemiz.’ demiş. Zaten gönlü kırık olan da Allah’ı buluyor. Bu zamanda küresel olarak kapitalizm insanların gönlünü kırıp duruyor. Psikiyatristlerin işi değil bu. Emin ol bu spiritüel psikolojinin, maneviyatın işi. Kapitalizm insanları Allah’a hazırlıyor.” şeklinde konuştu.
Okunma : 153
ÜHA