TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Cinsiyetsizleştirme insanın biyolojik ve psikolojik doğasına aykırı”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRT RADYO 1’de yayınlanan Her Şey Çocuklarımız İçin programının konuğu oldu. Tarhan, Aile Yayınlarından okuyucusuyla buluşan “Cinsiyetiyle Barışık Çocuklar Yetiştirmek” kitabına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Cinsiyetsizleştirmenin insanın biyolojik ve psikolojik doğasına aykırı, cinsiyet eğilimlerinin genetik değil, epigenetik olduğunu söyleyen Tarhan, bunun değiştirilebilir bir durum olduğuna vurgu yaptı. Tarhan, en güzel yatırımın iyi bir evlat yetiştirmek olduğunu da söyledi.  

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRT RADYO 1 Her Şey Çocuklarımız İçin programında “Cinsiyetiyle Barışık Çocuklar Yetiştirmek” konusunu ele aldı. 

“Bu insanın biyolojik ve psikolojik doğasına aykırıdır”

Cinsiyetsizleştirmenin insanın biyolojik ve psikolojik doğasına aykırı olduğuna vurgu yapan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Şu anda dünyada nüfusu en hızlı azalan ülke durumuna geldik. Mesela ilkokuldaki öğrenci nüfusumuz 3-5 sene önceye göre azalıyor. Çok ciddi bir durum. Yani devlet okullarında öğrenci sayısı yüzde on oranında azaldı. Bütün bunlar bu projelerin tuttuğunu gösteriyor. Dünyadaki insanların üçte biri cinsiyetsizliğe inanırsa insanlar evlenmeyecek, evlenmişse de çocuk sahibi olmayacak. İnsan kendi cinsiyetini kabul etmemiş, çocuk istemiyor. Çocuk olsa da bir evlatla yetiniliyor. Eşcinsel evlilikler birçok yasayla da destekleniyor. Bunu en çok Avrupa’daki ülkeler, Kuzey Avrupa Ülkeleri, Danimarka, İsveç, Norveç uyguluyor. Mesela İngiltere cinsiyet değiştirme merkezlerini kapatmaya başladı. Çünkü çocuklar daha 5-6 yaşında. Daha iyi kötünün ayrımını yapmamış. Annelik kavramı, kadın-erkek kavramını bilmeyen çocuğa ‘Sen kız mı olmak istiyorsun yoksa erkek mi olmak istiyorsun?’ diye soruyorlar. Kız çocuğu erkek olmak istiyorsa ona göre davranıyorlar. Sen bu çocuğa para transferi hakkı vermiyorsun. Yasal olarak veremezsin ama cinsiyet transferi yaptırtıyorsun çocuğa. Bu insanın biyolojik doğasına aykırıdır.” diyerek sözlerine başladı. 

“Bu zamanda bilimsel sağlamlık çok önemli”

Nature Dergisinin ‘No Gay Gen’ adlı çalışmasından bahseden Tarhan; “Amerikan Pediatri Birliği Çocuk Sağlığı Hastalıklar Uzmanları Birliği açıklama yaptı. Bu cinsiyet hormonunun kullanılması, ergenlik geciktiricilerin kullanılması patolojiye sebep oluyor diye sonuç çıkardı. Hormon kullanan kişilerde iki misli daha fazla intihar vakası var. Psikiyatrik sorunlar da 22 misli fazla. İngiltere, ‘Transgender İdeolojinin Yıkıcı Etkisi’ adlı bir kitap yayınladı. Biz Üsküdar Üniversitesi Yayınları olarak kitabın çevirisini yaptık ve yayınladık. Oraya bilimsel kanıtlarla ilgili bir ön söz yazdım. Çünkü bu zamanda bilimsel sağlamlık çok önemli. Hakikati bilimsel sağlamlıkla savunmalıyız. Bilimsel sağlamlıkla ilgili 2019’da Nature Dergisi bir çalışma yayınladı. Bu dünyada 477 bin kişi üzerinde yapılmış en büyük genetik çalışma. ‘Üçüncü cinsiyet geni var mı?’ diye araştırıldı. Nature Dergisi bunu 2019’un Ağustos ayında ‘No Gay Gen’ diye yayınladı. İnternetten bulunabilir. Bunun üzerine çoğunluk görüşü çürütülmüş oldu. Kanıt yoktu sadece mutabakat vardı. Genetik olarak iki tane cinsiyet var. Diğer cinsiyet eğilimleri dediğimiz genetik değil, epigenetiktir. Epigenetik çevrenin genlerde yaptığı değişimdir. Bu da değiştirilebilir bir durumdur.” ifadelerini kullandı.  

Cinsiyetle ilgili üç kavram…

Cinsiyet ile ilgili üç kavramdan bahseden Tarhan; “İnsan beyni kavramlar üzerinden iletişim kurar. Kavramlar üzerinden problemleri çözer, anlar, kabul eder ve karar verir. Kavramlar yanlışsa yanlış sonuca varırız. Cinsiyetle ilgili üç tane kavram var. Birinci kavram biyolojik cinsiyet, kadın veya erkek üçüncü bir cinsiyet yok. Bilimsel olarak bu kanıtlandı. İkinci kavram cinsel kimlik. Mesela bir kadın kendisini cinsel kimlik olarak erkek gibi hissedebilir. Biyolojik olarak kadındır ama ben erkek gibiyim der. Tıpta buna cinsiyet disforisi deniyor. Türkçeye cinsel hoşnutsuzluk diye çevriliyor. Kişi biyolojik cinsiyetine uygun kimliği yaşamıyorsa, kendini kadın gibi hissetmiyorsa, erkek gibi hissetmiyorsa bu cinsel kimlik bozukluğudur. Bir klinik vakadır. Yardım istiyorsa yardım ediliyor. Yardım istemiyorsa zaten o kişinin seçimi oluyor. Üçüncüsü de cinsel yönelim. Burada erkekler cinsel ihtiyaçlarını kendi cinsiyle karşılıyor. Kadında da erkek de geçerli. Bu cinsel yönelimdir. Mesela dinler bu üçüncü grubu yasaklar.” şeklinde konuştu. 

Tamamen yetiştirme tarzıyla ilgili…

Sigmund Freud’un tespitinden bahseden Tarhan; “Freud, ‘Birçok psikiyatrik hastalığın sebebi gizli homoseksüellik.’ diyor ve gizli homoseksüelliği araştırırken de şunu söylüyor. Anne çocuğu yetiştirirken aşırı dominant, aşırı şefkatli ama aynı zamanda da erkek karşıtıysa, babasının aleyhinde konuşuyorsa çocuk özdeşim kurarken cinsel rolünü babadan değil anneden alıyor. Bu epigenetik etkidir. Çocuk küçük yaştan itibaren böyle yetişiyor. Mesela bir ailede bütün çocuklar kız olmuş. Sonuncu çocuk da kız olunca aile onu hep erkek gibi giydirmiş. Erkek gibi davranıyor. ‘Madem erkek olmadı bari biz onu erkek gibi büyütelim.’ demişler. Kız ergenliğe girdiği zaman da ‘Sen kızsın, öyle değil böyle davran.’ demişler. Kız ise ‘Ben böyle daha mutluyum, değiştirmem.’ demiş. Kızı bize 17-18 yaşında getirdiler. ‘Çok geç kalmışsınız.’ dedim. Tamamen eğitim hatası. Cinsiyetle barışık olmayan bir çocuk yetiştirmişler. Kız gibi davranan erkek çocukların çocukluk dönemini araştırınca hep abla, anne, teyze ile büyüdüğü görülüyor. Rol model öyle olunca cinsel rolü de öyle seçiyor. Yani çocuğun beyni sevgi alanı olarak onu görmüş. Bu tamamen yetiştirme tarzıyla ilgilidir.” dedi.

“En güzel yatırım iyi bir evlat yetiştirmektir”  

Ebeveynlere tavsiyelerde bulunan Tarhan; “Anne, baba, eş, ev hanımı, iş insanı rollerinin hepsini ayrı ayrı yapsınlar. Kadın da erkek de iş insanı rolüne öyle bir sarılıyor ki annelik babalık rolünü ihmal ediyor. Çocuğu yetiştirirken muhakkak çocuğumuzu rol karmaşası olmayacak şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Çocukları dış etki olarak sosyal medya, çevre, okul arkadaşı etkiliyor. Eğer anne baba evde ortak dil kullanıyorsa, güvenli bir alansa, sıcak bir alansa o çocuk sapkın ideolojilerin etkisinde kalmıyor. Kalsa bile hemen toparlıyor, düzeliyor. Anne babanın ortak dil kullanması burada önemli. Bir de çocuk üç şeyi örnek alır. Anneyi, babayı bir de anne babanın ilişkisini. Anne baba ilişkisi sağlıklıysa bazı çocuklar sınırları zorlar. Anneyi babayı çıldırtırlar. Aksini yaparlar. Böyle durumlarda anne babalar evdeki liderliği çocuğa kaptırmayacak. Anne baba ortak lider olacak. Eğer sıcak ve güvenli bir ailemiz varsa çocuklar sosyal medyanın, dijital platformların, popüler kültürün fırtınalarından korunuyorlar. Onun için ilk olarak çocuklarımıza empati duygusunu öğretmemiz lazım. Onu yetiştirirken empati duygusuyla yetiştirmemiz lazım. Başkalarının hak ve ihtiyaçlarını, duygularını göz önüne alan çocuk merhamet duygusuyla yetişir. O çocuklar propaganda tuzaklarına düşmezler. İkincisi de sosyal sınırları öğretmektir. Saygı kültürünün öğretilmesi. Saygının olması demek sosyal normların olması demektir. Sosyal normsuzluk, kuralsızlık çocukların sapkın fikirler, ideolojiler karşısında kurban olmalarına sebep oluyor. Onun için en güzel yatırım iyi bir evlat yetiştirmektir.” diyerek sözlerini sonlandırdı. 
 

Okunma : 52

ÜHA

 

Haberler

Foto Galeri