TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Nursi’nin Nurani fidanlığı: Mesnevi-i Nuriye eserine bir bakış

Üsküdar Üniversitesi Risale-i Nur Araştırma Platformu (RİNAP) tarafından 24 Kasım 2023 Cuma günü düzenlenen seminere konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Aref Ali Nayed “Nursi's Luminescent Incubator: Al-Mathawi Al-Arabi Al-Nuri” başlıklı bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Nayed konuşmasında Mana-i İsmi, Mana-i Harfi, Niyet ve Nazar kavramları üzerinde durdu. 

Dünyadaki en etkili 50 Müslüman arasında yer alan, Libya İhya Hareketinin kurucusu olan Prof. Dr. Aref Ali Nayed aynı zamanda Libya İleri Araştırmalar Enstitüsü (LIAS) ve Kelam Araştırma ve Medya'nın da (KRM) başkanlığını yürütüyor. 

Prof. Dr. Aref Ali Nayed “Nursi's Luminescent Incubator: Al-Mathawi Al-Arabi Al-Nuri” başlıklı konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Risale-i Nur Araştırma Platformu (RİNAP) Toplantı Salonunda yapan Naved’in İngilizce konuşmasını Mütercim ve Tercümanlık Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Nafi Yalçın Türkçeye çevrdi.

Seminere Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da katılım sağladı. İstanbul’daki diğer üniversite ve kurumlardan da birçok bilim insanı ve araştırmacının dinleyici olarak katıldığı seminerde Prof. Dr. Aref Ali Nayed, Mana-i İsmi, Mana-i Harfi, Niyet ve Nazar kavramları üzerinde durdu; 

“Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur’da kırk yıllık ömrünün ve otuz yıllık ilim hayatının özeti olarak dört kelime ve dört cümleden söz ediyor. Ben de bu konuşmamda Mana-i İsmi, Mana-i Harfi, Niyet ve Nazar olan dört kelime üzerinde duracağım. Üstat Hazretleri ilk iki kelimeyi Arapça dilbilgisi ilminden istifade ederek açıklıyor. Mana-i Harfi kavramında harfin bir manası yoktur. Harfler yan yana gelerek kelimeleri oluşturur ve dolayısıyla oluşturduğu kelimelerin manasına hizmet eder. Onların manasını öne çıkartır, kendisi bir mana taşımaz. İngilizce ’devar olan prepositions ve postpositions dediğimiz ön-edat ve son-edatlar gibi Arapça’da da “harf” denilen edatlar kendi başlarına bir manayı ifade etmez ancak beraber kullanıldıkları adların manalarını tamamlamaya hizmet ederler. Mana-i İsmi kavramında ise isim doğrudan kendisine hizmet eder; kendi manasını öne çıkarır. Mesela ‘okul’ dediğimizde okulun manasını anlıyoruz. Dolayısıyla isim başka bir kelimenin manasını göstermez; ancak kendi manasını öne çıkarır. Oysa mana-i harfi’de harf başka kelimenin manasına delalet eder. Risale-i Nur’un neredeyse pek çok yerinde bu mana-i ismi ve mana-i harfi arasındaki ayrım öne çıkarılıyor, geliştiriliyor ve vurgulanıyor. Nursi'nin Mesnevi'sinde ifade edilen bu iki kavram arasındaki fark dünyadaki iki farklı varoluş tarzı arasındaki ayırımın basit ama muazzam derecede önemli bir ayırımdır. Nesnelerin Yaratıcı’larına yaptıkları işaretleri görmek ile nesneleri yalnızca kendileri için görmek arasındaki bu hayati ayrım, ma'na-i harfi ve ma'na-i ismi ile belirtilmiştir.” şeklinde konuştu.

Eşya Yaratıcıya Delalet eden Ayetlerdir

Prof. Dr. Nayed, Üstat Bediüzzaman’ın “şeyleri kendilerinin ötesine işaret eden işaretler olarak gören Göstergebilimsel bir ontoloji takip ettiğini ancak bu ontolojiye bir de ilahi bir boyut kattığını ve Risale-i Nur’da Onun varlık tasvirlerinin salt eşya hakkında değil, ilahi işaretleri hakkında olduğunu ifade ediyor. Üstadın bakış açısı eşyanın Cenab-ı Hakk’ın esmasına olan işaretlerini de ayrı bir boyutta işin içerisine kattığı için Onun semiyotik ontolojisi diğer bilim adamlarının çalışmalarından çok öte ve ileri bir varlık bilimini ifade ediyor. Üstat Bediüzzaman bir varlığı, bir şeyi ele aldığı zaman Yaratıcıya olan işaretlerini inceliyor. Bu şekilde mana-i harfiyle mesela bir küp şekere baktığım zaman onu yapan insanın nasıl bir kimya ilmine sahip olduğunu ve bu ilimle şeker kamışından nasıl şeker özünü çıkarılabileceğini; onu şeker haline getirebileceğini; ayrıca fabrikada çeşitli proseslerden geçirerek önümüze hazır hale gelinceye kadarki tüm bu süreçler hakkında bilgi sahibi olduğunu söyleyebilirim. Bu şekere baktığım zaman, onu yapan insanın adını bilmeyebilirim fakat onun kimyadan anladığını, çok zeki, akıllı, çalışkan, becerikli bir insan olduğunu ve bunun gibi pek çok niteliklerini söyleyebilirim. Oysa mana-i ismiyle bu şekere bakmak sadece onun şeker olarak görmek, almak, onu kullanmak ondan istifade etmektir. Mana-i harfiyle, bu şekere bakıldığında onun sahip olduğu özelliklerden yola çıkarak onu yapan sanatkarın fiillerine, isimlerine, sıfatlarına ve zatına olan işaretlerini ve delaletini anlayabilirim.” dedi.

Niyet tamamen tutuma bağlıdır

Niyetin, Cenab-ı Hakk’a bakan yönüne değinen Prof. Dr. Nayed; “Niyet insanın kastettiği ve aklında olan meyil olup tamamen tutuma yansır.   Nazar ise bakış, görme biçimidir ve Grekçe’deki teori manasına da geliyor. O sebeple teoriye nazariye denmiştir. Üstat Bediüzzaman için niyet pek çok şeyi ihtiva ediyor. Bir manası sadece Cenab-ı Hakk’a yönelmektir. Diğeri de insanın tutumu olup bir şeyi görürken nasıl bir tutum davranış ve tavır içerisinde olduğudur. Niyet insanın benimsediği tutumla alakalıdır. Bu ilahi işaretlere yaklaşırken farklı tutumlarla yaklaşım sergileyebiliriz. Bizim bu tutum farkımız oradan aldığımızı da şekillendiriyor. Yani oradan aldığımız şey, algıladığımız şey tamamen bizim tutumunuza bağlı. Cenab-ı Hak cömerttir; cud ve kerem sahibidir; cömertliğinin sınırı yoktur. Onun cömertliğinden benim ne alacağım, tamamen benim ona yaklaşırkenki tutumuma bağlıdır. Eğer içimizden tevazuyla, iftikarla, aczla talep edersek, elbette Cenab-ı Hakk mutlak vücud ve kerem sahibi olduğundan isteklerimizi verir. Üstat Hazretleri bu “aczimendî” tutumu şu dört ifadeyle dile getiriyor: Terk-i Dünya,Terk-i Ukbâ, Terk-i Hestî ve Terk-i Terk. Bu varlık bilincinde dünyanın, ahiretin ve varlığın terk edilmesi ve en sonunda da gurura düşmemek için terkin de terk edilmesi yaklaşımı sergileniyor. Niyet bütün bu manaları ifade edip ihtiva ettiği için Üstat niyete “el iksir” diye nitelendiriyor. Eski simya ilminde El-iksir denen nesneyle tozun altına çevirildiği ifade ediliyor. İşte niyet te insanın en küçük arzularını, taleplerini ve amellerini kıymetli hale getiriyor; ibadete dönüştürüyor. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu niyeti nazarın en önemli unsuru olarak görüyor.” şeklinde konuştu.

“Kelam ilminde de nazar temel bir kavramdır” 

Kelam ilminde ve Risale-i Nur’da nazar kavramına değinen Prof. Dr. Nayed; “Kelam ilminde de nazar çok temel bir kavramdır. İmam Cüveyni. El Nazar adlı eserinde nazarın pek çok manayı ihtiva ettiğini söylüyor. Bir görme var, bekleme var, mülahaza etme, değerlendirme gibi pek çok manası var. Kelam ilminde ve diğer İslami kelam eserlerinde bu kadar farklı, zengin manalardaki nazar manaları Risale-i Nur’da da ifade edilmiştir. Nazar hepsini kapsıyor. Yani Üstat Hazretlerinin nazar kavramıyla ifade ettiği manalar; Maturidi ve Eş’ari geleneklerinin ifade ettikleri manaların tamamını ifade ve ihtiva ediyor. Nazar İslami gelenekteki nazarın bütün manalarını bugünkü psikiyatri, bilişsel bilimlerle irtibatlandırabiliriz, fakat onların ötesinde de bir mana ifade ediyor. Kavrama artı şefkat, kavrama artı anlamaya çalışmak, kavrama artı merhamet, tevazu, hürmet, sevgi gibi çok manalar da ifade ediyor. Yani özetle Risale-i Nurda kullanılan nazar kavramı bütün bunları içerisine alıyor.” dedi.

Yeni bir Kelam İlmine Doğru

Prof. Dr. Nayed son olarak “Üstat Nursi’nin gördüklerini, gördüğü gibi delillendirip açıkça ortaya koyduğunu; bunun okuyucular için oluşturduğu zorlukları anladığını, gördüklerinin aslında kendi acılarını ve yaralarını tedaviye yönelik olduğunu ve aynı hastalık ve rahatsızlıklardan mustarip olmayan insanlar için erişilebilir olmayabileceğini de anladığını” ifade etti. Ancak Üstat Nursi okuyucuya hayret verici bir teklifte bulunuyor: Nursi aslında okuyucuyu, kendi gözlerinin “misafiri” olarak, gördüğünü kendi gördüğü gibi görmeye davet ediyor. Bu davet bir birlikte görmeye çağrıdır. Yeni bir Kelam ilmini tesis etmeye bir davettir. Bu çok açıktır ki Nursi bütün ömrünün ve ilim hayatının bu projesini, ilahi isimlerin kevni ayetlerdeki tecellilerini ihtişam, güzellik ve mükemmelliyet yoluyla ilahi hakikati görmeye yönelik açık uçlu bir proje olarak görmüştür. Yeni Kelam, yorumlayıcılarından üç ciddi talepte bulunur: Bencillikten vazgeçmeli (teccerüd), kalplerini ve zihinlerini Kur'an'a ve ilahi ayetlere açmalı (ta'aruz)  ve kendilerini saf bir niyetle yönlendirmelidirler (teveccüh).
Böyle bir Yeni Kelam dört ana kaynaktan delillere başvurur: Hz. Muhammed (SAV); Kâinat (ilahi işaretlerin tamamı); Kur'an (diğer tüm ayetleri açan ilahi ayetlerin bütünü) ve son olarak insanın dindarca bilinci. Bu Yeni Kelam, kâinatın Yaratıcıya açıkça işaret eden altı ana özelliğini fark edecek ve açıklayacaktır. Bunlar Şeffafiyet sırrı, Mukabele Sırrı, Muvazene Sırrı, Intizam Sırrı, Tecerrüd Sırrı ve Itaat sırrıdır.  Böyle bir Yeni Kelama giden yolu Üstat Nursi güzel eseri Mesnevi-i Nuriye'sinde açıkça göstermektedir.” İfadelerini kullandı.


 

Okunma : 291

ÜHA

 

Haberler

Foto Galeri