Çocuklarımıza Ramazan’ın manevi havasını solutalım…

Çocuklarımıza Ramazan’ın manevi havasını solutalım…

RAMAZAN, İNSANIN KENDİNİ TANIMASI, YAPTIĞI HATALARIN FARKINA VARMASI, TEKRARA DÜŞTÜĞÜ KONULARI DÜZELTMESİ, HAYAT YOLCULUĞUNDA DUR- DÜŞÜN- YENİDEN BAŞLA YAPMASIDIR. HAYAT YOLCULUĞUNDA YENİDEN YEENİDEN İNŞA DEMEK, RAMAZAN AYI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ.

HOCAM, RAHMET, BEREKET VE GUFRAN AYI RAMAZAN MÜSLÜMANLARI PSİKOLOJİK OLARAK NASIL İFŞA EDER?

Ramazan'ın insanı psikolojik ola­rak inşa etmek gibi bir fonksiyo­nu var mı ona girelim. Genellik­le Ramazan sadece oruç ibade­ti değil. Oruç insanın aç kalmasıyla ilgi­li bir ibadet kısmı. Ramazan ayının bir de diğer sosyal yönü var, aile ilişkileri yönü var, insan ilişkileri yönü var, diğer yönü de mali yönü var. Bu dönemde sadaka-ı fıtır var. Teşvik edilmiş yardımlaşmalar var. Ramazan'ın insanı yeniden inşası açısından neler söylenebilir. Monoton­luk, yeknesaklık insanı körelten bir şey­dir. Tekrara düşmek bir insanı köreltir ve yok edicidir. Sürekli bir insan aynı or­tamda aynı kişilerle yaşıyor. Yıllarca sü­rüyor. Orada bir insanın kendini geliş­tirmesi, bir medeniyet inşa etmesi, di­ğer eşref-i mahlukat yeteneklerinin or­taya çıkması için bu insanı körelten bir durumdur, monotonluk. Ramazan insa­nı bu kendini inşa etmede monoton­luktan kurtarıyor insanı, yeknesaklıktan kurtarıyor. Ramazan'da ne oluyor? 11 ay normal hayat sürüyor, bir ay kişi birçok şeyi dur-düşün-yeniden başla yapı­yor. Ne demek? Yaptığı rutin işi bitiriyor, yeniden başlıyor. Şimdi girişimciliğin bir kuralı vardır. Yüzde 15 kuralı. Bir insan girişimci olmak istiyorsa yüzde 15 kura­lına dikkat etsin. Yüzde 15 kuralı şöyle­dir. Bir insan 10 saat çalışıyorsa, 1.5 saa­tini yaptığı iş hakkında düşünsün. Yaptı­ğı işin felsefesi hakkında düşünsün.

HEDONİZM YALNIZLIĞA GÖTÜRÜYOR

RAMAZAN AYNI ZAMANDA MÜSLÜ­MANLARIN BİRBİRLERİ ARASINDA EMPATİ YAPMALARINI SAĞLAYAN BİR AY. BU KONUDA NELER SÖYLE­YECEKSİNİZ? ZEKAT VAR, FİTRE VAR, İNFAK VAR 

 Son yıllarda kapital sistem insanı benmerkezci yaptı. Benmerkezci yaptığı için, hatta California sendromu diye bir sendromdan bahsediliyor. California, ABD'nin en zengin, en gelişmiş bölge­si. Eğlence endüstrisinin Hollywood'un olduğu, aynı zamanda Silikon vadisinin olduğu bölge. O bölgede bir hastalıktan bahsediliyor. Kitaplara girmemiş ama popüler bir hastalık. California sendro- munun dört tane ana unsuru var. Birin­cisi hedonizm zevkcilik. Zevkin peşinde koşmak, zevki tatmin etmeyi yaşamın amacı görmek. Ramazan'da en önemli zevklerine bir ay boyunca sınır koyuyor­sun, engelliyorsun. Bunu Ramazan yapı­yor. Hedonizm zevklerini ertelememe, zevklerinin peşinde koşmaktır diyor. Ka­pital sistem. Bunu tüketerek, tüket-ka- zan, kazan-tüket çarkına yapıyor insanı. Böylece de ekonomi rekabet getiriyor. Üretimi artırıyor. Ama tüketimi artırarak üretimi artırıyor. İşte bu sebeple 15 yıl­da davranış iktisatçısı Nobel ödülü aldı. Araştırma konusuna baktığımızda Kriz yönetiminde psikolojik etkenler. Satın alma davranışında psikolojik etkenler diye. Güvenin satın alma davranışında- ki rolü. Bu konularda çalışan insanların olduğunu görüyoruz. İşte hedonizm ne yapıyor? Mesela, adamın eşi hasta olu­yor, diyor ki, "Dünyaya bir kere geldim, bir de onunla mı uğraşacağım" diyerek evliliği bitiriveriyor. Zevkcilik, benmer­kezcilik yapıyor. Narsizmi besliyor. Nar- sist kimse çıkarcıdır. Dünyanın kendi et­rafında dönmesini ister. Kendisini üs­tün, önemli görür. Üçüncüsü de bu in­sanlar yalnız kalıyor ileri yaşta.

SADECE ALMAK DEĞİL VERKMEK DE MUTLULUK GETİR

Altı hafta boyunca yaslılarla ilgileniyor, engellilerle ilgileniyor, dezavantajlı kişi­lerle ilgileniyor. Bunları altı hafta boyun­ca raporlüyor, bundan not veriyorlar. Batı daha önce bu kültürle, bizim sadaka kül­türümüzle dalga geçiyordu. Simdi ise ken­dileri isimlerini değiştirerek sosyal sorum­luluk projeleri seklinde, insanın sosyal bir varlık olduğunu, iliskisel bir varlık olduğu­nu, ancak paylaşarak mutlu olacağını an­lamış durumdalar. Paylaşarak insan vere­nin de alanın da beyninde mutluluk hor­monu çıkıyor. İki tarafta mutlu oluyor. Ra­mazan bu nedenle kişilik yolculuğuna çı­karıyor insanı. Güdü yönlerim nedir, zayıf yönlerim nedir, kendimi nasıl geliştirebili­rim? Başkalarını düzetmek değil, öncelikle kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Dünya­yı değiştirmeye öncelikle kendimizi değiş­tirerek başlamak. Ramazan dönemi insanın kendini gözlemlemesi için bir fırsat. İnsa­nın içindeki dürtüler ona patronluk yap­mamalıdır. Asıl özgürlük, insanın duvarla­rı yıkması, zincirleri kırması değil, asıl öz­gürlük, içindeki üşengeçlik eğilimine, tem­bellik eğilimlerine, yoldan cıkarıcı dürtü­lere hayır diyebilmektir. İçimizdeki vahşi atı terbiye etmemiz gerekiyor. Biz içimiz­deki vahşi atı terbiye etmemiz için Rama­zan dönemi iyi bir fırsat. Bencillik eğilim­lerimiz var, aç gözlük eğilimlerimiz var. İn­san doyumsuzdur. Başkalarının hakkına saygı göstererek kendi haklarını öğrenme­si gerekiyor. Bu da sosyal ilişkilerle orta­ya çıkar. Aynı zamanda insanda mal düş­künlüğü vardır, makam düşkünlüğü vardır, şehvet düşkünlüğü vardır. Her insanda bazı zaaflar vardır. Bu zaafları kişiye göre terbi­ye etmek, o yönünü düzeltmekle ilgili Ra­mazan döneminde kendini tanımayla ilgi­li kendini geliştirmekle ilgili kazanım sağ­lıyor. Başkalarını değiştirmek kendinden baslar. Zaferi önce kendi arzu ve istekle­rine karsı kazan. Ramazan dönemi kendi­mizi tanıma, arzu ve dürtülerimizi tanıma ve hayatımızdaki dürtülere hayır demenin farkına varmayı sağlıyor. Kendimizi sınır­layarak da kendini sınırlamayı öğreniyor. Araba giderken nerde duracağını bilmezse­niz kaza yaparak. İçimizdeki duygu ve dür­tüler de bazı zamanlar, ne zaman kızaca­ğız, ne zaman üzüleceğiz, ne zaman duy­gularımızı belli edeceğiz, araba kullanmak gibi beceridir.

İNSANIN DERİN DÜŞÜNCEYE İHTİYACI VAR

Birçok gözden kaçan işletme körlükleri olur mesela. Bunları düzeltme imkanı ve­rir insana. Aynı zamanda yenilikçilik, giri­şimcilik, bir örümcek, bir karınca bir sene önce yuvasını nasıl yapıyorsa, aynı şekilde yapıyor. Ama insan öyle değil. Su anda insanlara katkı sağlayanlar hem manevi liderler, hem maddi yöneticilere baktığı­mızda hepsinin değişimci ve öncü kişiler­dir. Hz. Peygamber (sav) hayatına baktı­ğımızda, peygamberlikten önce Hira ma­ğarasına gidiyor orada derin düşünce ya­pıyor. Derin düşünceyi varoluşla alaka­lı uyguluyor, o zaman öyle bir süreç. İn­sanın da yaptığı is hakkında derin düşünceye ihtiyacı var. Bu derin düşünce olduk­tan sonra insan yeniden yapılandırma ya­pıyor. İsletmelerde körlükler vardır, insa­nın psikolojisinde de zihinsel körlükler vardır. Aynı seyi devamlı yapan insanlar­da zihinsel körlük oluşur. Mesela bir insan evinde hic eşyalarının yerini değiştirme­se, bir işyerinde aynı şeyler olsa, yıllarca aynı yere girse gelse, bazı hatalar vardır, onları görmez. Ama o işyerine ilk defa ge­len birisi o hataları görür. İnsan hayatın­da rutin hatalar vardır. Onları düzeltmek yeniden insa etmektir. Psikolojimizi yeni­den insa etmek, hayatımızdaki lüzumsuz tekrarlardan kurtulmak gerekiyor. Zihinsel körlüklerimizi yeniden yapılandırmak gerekiyor. İste Ramazan ayı. 11 aydan bir ay. Yüzde 15 kuralına gerçekten çok ben­ziyor. Bir ay kisi kendisi hakkında düşüne­cek. İnsanın kendini yeniden insanasıl yapıyorsa, aynı şekil­de yapıyor. Ama insan öyle değil. Su anda insanlara katkı sağlayanlar hem manevi liderler, hem maddi yöneticilere baktığı­mızda hepsinin değişimci ve öncü kişiler­dir. Hz. Peygamber (sav) hayatına baktı­ğımızda, peygamberlikten önce Hira ma­ğarasına gidiyor orada derin düşünce ya­pıyor. Derin düşünceyi varoluşla alaka­lı uyguluyor, o zaman öyle bir süreç. İn­sanın da yaptığı is hakkında derin düşünceye ihtiyacı var. Bu derin düşünce olduk­tan sonra insan yeniden yapılandırma ya­pıyor. İşletmelerde körlükler vardır, insa­nın psikolojisinde de zihinsel körlükler vardır. Aynı şeyi devamlı yapan insanlar­da zihinsel körlük oluşur. Mesela bir insan evinde hiç eşyalarının yerini değiştirme­se, bir işyerinde aynı şeyler olsa, yıllarca aynı yere girse gelse, bazı hatalar vardır, onları görmez. Ama o işyerine ilk defa ge­len birisi o hataları görür. İnsan hayatın­da rutin hatalar vardır. Onları düzeltmek yeniden inşa etmektir. Psikolojimizi yeni­den inşa etmek, hayatımızdaki lüzumsuz tekrarlardan kurtulmak gerekiyor. Zihin­ edebil­mesi için zihinsel caba gerekiyor. Zihinsel isyan gerekiyor. Bunları yapacak sorgula­yacak, ondan sonra birçok şeyi yeniden yapılandıracak, inşa edecek. Ramazan, in­sanın kendini tanıması, yaptığı hataların farkına varması, tekrara düştüğü konula­rı düzeltmesi, hayat yolculuğunda dur-düşün-yeniden basla yapmasıdır. Hayat yol­culuğunda yeniden inşa demek, Ramazan ayı için çok önemli.

YALNIZLIK BAKANLIĞI KURUYORLAR

Şuanda İngiltere'de yalnızlık bakanlığı kurulma çalışması yapılıyor. Evde ani ölümler var, intihar­lar var. İgiltere'de 8.5 milyon kişi evde yalnız kal­dıkları için sağlık sorunları yasıyorlar. Nüfusun yüz­de 10'unda fazlası. Yalnızlıktan sonra mutsuzluk or­taya çıkıyor. Seviye yükseldi ama mutluluk seviye­si ona paralel yükselmedi. California sendromunun en büyük etkenleri, insanı yalnızlaştırmaya götüren sosyal bağların zayıflaması olduğu anlaşıldı. Ama insan ilişkisel bir varlıktır. İnsan tek basına yasa­maya genetik olarak kodlanmamış. İlişkisel bir var­lık. Onu bir dağın basına tek basına koysanız, buna­lıma girmesi için yeter. Hatta hücre cezalarının, 15 günden fazla hücre cezalarının insan haklarına ay­kırı olduğu Dünya Af Örgütünün bir uyarısı var. De­vamlı 15 günden fazla bir hücrede kalırsa şizofren oluyor kişi. İnsan uyaransız kaldığı zaman akıl has­talığı ortaya çıkıyor. Bu nedenle insan ilişkisel bir varlık, insanlarla paylaşmak istiyor. Ramazan'daki ibadetlerden bir tanesi de mali ibadetler başkala­rını da düşünmeye itiyor. İlişkisel varlık olduğumu­zu hissettiriyor. Sen dünyada tek değilsin, başkaları da var. Ben ve diğerleri olarak düşünme, sosyal ya­pının bir parçasısın sen. Sosyal yapının bir parçası olduğunu hatırlatıyor insana. Sosyal olduğunu ha­tırlatıyor. Sadece kendi haklarını düşünen bir insan değil de, başkasının haklarını, başkalarının ihtiyaç­larını, başkalarının duygularını düşünen bir insan da olduğunu hatırlatıyor. Özellikle mali konuda mal canın yongasıdır diye b.ir laf vardır ya. Yonga nedir, ağacın bir parçasıdır. Bazı insanlar var, malını ala­cağın zaman çocuğunu alıyorsun gibi, cebinde yılan var gibi, akrep var gibi. Mülkünü sevmeyle ilgili in­sanda bir zayıf damar vardır. Mali ibadet o cimrilik­le ilgili dürtüleri terbiye etmektir. İnsanın bir şekil­de vermeyi öğrenmesi gerekiyor. Su anda bakıyo­ruz, hayatı sadece alış gibi gören insanlar var. Ve­rerek mutlu olmak. Alarak mutlu olmayı öğretiyor kapital sistem. Su anda sosyal sorumluluk başlata­rak insanın ruh sağlığının bozulması, depresyonun artması çözüm olarak insana özellikle insanın özel­likle sosyal sorumluluk projeleri başlattılar. Bu sos­yal sorumluluk projelerinde insan, hiç tanımadığı bir ortamda, hiç tanımadığı bir kişiye yardım edi­yor. Bunu özellikle lise seviyesindeki öğrencilere sosyal so­rumluluk projesi olarak veriyorlar .

HOCAM RAMAZAN'LA İLGİLİ VERECEĞİNİZ BİR MESAJ VAR MI?

Benim söyleyeceğim, aileler çocukla­rını Ramazan iklimine soksun. Rama­zan'da çocukları için şefkati kötüye kullanıyor aileler. Konformist, benmer- kezci bir gençlik yetişiyor. Bunun ne­deni, şefkatin kötüye kullanımı. Anne­lik babalık, çocuğu mutlu etmek değil, çocuğu hayata hazırlamaktır. Nasıl çocuğa sabah erken kalkmanın okula git­menin önemini veriyorsak, hayattaki manevi sorumluluklar da var. Öz yöne­tim diyoruz buna. Öz biline ve öz yö­netim kazanma dönemidir Ramazan. Çocuğa da Ramazan ayı dayanabile­ceği kadar nefis eğitimi vermek gere­kiyor. Ramazan'daki paylaşımcılığı çocuğa öğretmek, yoksula, yetime, faki­re yardımı çocuğa öğretmek gerekiyor. Çocuk sahura kalktığında oruç tutmasa bile kendisini büyüdü hisseder. Rama­zan dönemindeki sosyal iklim çocukla­rımıza yansıdığı zaman çocuklarımız hayata daha iyi hazırlanmış olurlar.

Kaynak: Milli Gazete

Okunma : 486

 

İlgili

30 Haziran 2017
"Psikiyatrist" içerisinde
28 Mayıs 2018
"Kişisel Haberler" içerisinde

Haberler

Foto Galeri