5. Uluslararası Evrim Kongresinde "Evrim Teorisi" her yönüyle tartışıldı.



Üsküdar Üniversitesi, 5. Uluslararası Evrim Kongresinde dünyadan ve ülkemizden bilim insanlarını ağırladı. Evrim bilimsel, toplumsal, felsefi ve dini yönleriyle ele alındığı sempozyumda Evrim 2 gün boyunca tüm yönleriyle tartışıldı.

Üsküdar Üniversitesi, nBeyin ve Avicenna Sağlık Grubu tarafından ortaklaşa düzenlenen ve iki gün boyunca devam eden 5. Uluslararası Evrim Kongresinde evrim alanında çalışan bilim insanları bir araya geldi.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, evrimsel psikologların insan davranışlarının birçoğunun insan atalarının yaşadığı çevre ve ortamlarda kendini tekrarlayan sorunları çözmek için evrilmiş olan psikolojik uyumların bir ürünü olduğunu savunduklarını belirtti.

Tarhan, "Fakat klasik evrim psikologları, soyut düşünce, sembolik düşünce, kavramsal düşünce, temel bilinç, özgür irade, duygusal zeka gibi insan davranışını belirleyen duygu ve düşünce biçimlerinin kaynağını ve işleyişini açıklayamıyorlar. Sebebi görmeden sadece sonuçla ilgileniyorlar." diye konuştu.

Davranışsal bir evrimleşmenin olması için ölüme karşı koyma güdüsünün yeterli olmadığını belirten Tarhan, şöyle devam etti:

"İnsan dışı hiçbir canlıda, 'nasıl bir varlık olmalıyım?', 'ölümden sonra ne olacak?', 'neden varım?' 'kimim?', 'nereye yönelmeliyim?', 'niçin?', 'hayatın anlamı nedir?' gibi soyut sorulara cevap arayışı tepkisine rastlanılmamıştır. Soyut bir amacı belirlenmemiş bir insanın hangi hedefte, hangi yolda giderken tekrarlayan sorunları çözmek için çabaladığı bilinemez. İnsanın genleri incelendiğinde belirlenmiş bir amaç genine rastlanılamadı. İnsanın ilerlemesini açıklayan tek genetik yapı 'Novelity screening gene' olarak bilinen yeniliği arama genidir. Fakat bu genin içini doldurmak, kültürlere kalmıştır."

Genetik çalışmaya, gen teknolojisine İslamiyetin nasıl baktığına da değinen Tarhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Kainat, Allah'ın kudret sıfatının eseridir. Adeta bir kitap şeklinde yazılmıştır. Bu kainat kitabının bir sayfası yeryüzüdür. İnsan, o sayfanın içinde bir kelime şeklindedir. Bütün ilimlerin konusu, bu kainat kitabıdır. Kur'an da Allah'ın kelam sıfatının eseridir. Dolayısıyla her iki kitabın sahibi de aynıdır. İslam dini, araştırma ve incelemeyi teşvik eder. Bilimsel çalışmayı, araştırmayı ve düşünmeyi, ibadet kabul eder. Yaratılış ve yaratılan varlık üzerinde bir saat tefekkürü, yani akıl yürütme ve düşünmeyi, bir sene ibadetten üstün tutar. Böylece bilime, laboratuvar çalışmalarına önem verilmesini ister. 'Düşünmez misiniz?', 'Akıl etmez misiniz?' der. Akıllı düşünmeyi över."

"Bilim kültürü biraz zayıf bir toplumda yaşıyoruz"

Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Başkanı Prof. Dr. Sinan Canan da "Evrimin Mantığı" başlıklı konuşmasında, son bilimsel gelişmeler ışığında istişare yapmak için bir araya gelindiğini dile getirdi.
Canan, "Üniversiteler, evrensel bilginin tartışılarak üretildiği ve her görüşün rahatlıkla söylenebildiği yerlerdir. Buraya gelen katılımcıların büyük bir kısmını tanıyorum. Birçoğuyla dünya görüşlerimiz, yaşam tarzlarımız uyuşmaz ama konu bilim olunca, evrendeki muhteşem düzeni anlamak olunca, bizler saatler ve günler boyunca bıkmadan, usanmadan konuşabiliyoruz." dedi.

Prof. Dr. Canan, "Maalesef bilim kültürü biraz zayıf bir toplumda yaşıyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden biri okullarımızda temel bilim eğitiminin biraz yetersiz olması. Bir de akademisyenlerimizin çalıştıkları, bildikleri konularda halka bilgiyi ulaştırmak adına çabalarını biraz eksik görüyorum. Çünkü bilimin çok karmaşık bir jargonu, teknik bir dili var. Halbuki bundan sıyırdığınızda bilim çok rahat anlaşabilen bir şey." değerlendirmesinde bulundu.

Bilim sosyolojisi, siyaset sosyolojisi ve din sosyolojisi alanlarında çalışmalar yapan Acıbadem Üniversitesinden Sosyolog Yrd. Doç. Dr. Alper Bilgili de katıldı.

Yrd. Doç. Dr. Alper Bilgili, “Darwin İstanbul’da: Evrim Teorisine İlk Tepkiler” başlıklı sunumunda Osmanlı coğrafyasında Darwin ve teorisinin nasıl karşılandığına dair değerlendirmelerde bulundu. O dönemde evrim konusunda yapılan çalışmalara ve yazılan eserlere dikkat çeken Bilgili, birçok Arap düşünürden her farklı görüşte tepkiler geldiğini söyledi.

Osmanlı düşünce hayatının özellikle son döneminde oldukça hareketli olduğunu belirten Bilgili, Alman filozof Eduard Hartman’ın Darwinizm isimli kitabının Osmanlıcaya çevrildiğini belirterek “Bazı kesimler Darwin’in görüşlerini tepkiyle karşıladı, kitapta ilginç şeyler de anlatılıyor. Arap düşünürlerin ve bunların bir kısmı Hıristiyan Arap düşünürler de var, materyalist Arap düşünürler de var. Bu kitap ilginç bir şekilde bize şunu anlatıyor, sandığımızdan daha karmaşık bir tepki geldi. Bazı Arap düşünürler ‘Darwin tam da Kuran’ın dediğini söylüyor’ diyen de var içinde, ‘Hayır bu Kuran’a aykırı diyen de var, ayetlerle Darwin’i beraber okumaya çalışanlar da var. Her türlü tepkinin var olduğunu görüyoruz” dedi.

Modern Bilimin verileri Darwinizm’i yanlışlamaktadır

Osmanlı döneminde “Materyalist Düşüncenin Çöküşü” isimli kitabın yazan İsmail Fenni Ertuğrul örneği üzerinde duran Yrd. Doç. Dr. Alper Bilgili, Ertuğrul’un materyalizme cevap vermek için 6 dil öğrendiğini söyledi. Osmanlı’da üst düzey bir muhasebeci olan İsmail Fenni Ertuğrul’un saraya bağlı çalıştığını ancak bu iddialara yanıt vermek üzere çalışmalar yaptığını hatırlatan Bilgili, “Bu kitabı 70’li yaşlarında yazıyor. Uzun bir hayat yaşıyor, 1855’te doğuyor Cumhuriyet’i de görüyor. Darwinizm’e mesafeli yaklaşıyor, doğru olmadığını düşünüyor. Ne anlatıyor? ‘Modern bilimin verileri Darwinizm’i yanlışlamaktadır. Darwinizm de dahil olmak üzere evrim teorileri Tanrı fikri ve İslam ile uyumsuz değildir. Darwinizm ahlaki açıdan tehlikeli implikasyonlara sahiptir’ diyor. Yine de ‘Darwinizm’in okullarda öğretilmesinin yasaklamak hatalıdır ve bilimsel gelişme için özgürlük elzemdir’ diyor.  Bu dört maddenin dördü de ilginçtir” dedi.

İsmail Fenni Ertuğrul’un Darwinizm’i dürüst bir teori olarak değerlendirdiğini belirten Bilgili, “İsmail Fenni Ertuğrul ezber bozan bir örnek ama tek örnek değil, Osmanlı’da bu görüşü benimseyen örnekler var, bu örnekler bize şunu gösteriyor: Darwinci olup dindar olabilirsin, Darwinizm’i problem görmeyip dindar olabilirsin, böyle isimler Batı’da da var Osmanlı’da da var. Dahası metinler buna uygun. Dolayısıyla bunu bir inanç krizine çevirmeye gerek yok, bu anlamda İsmail Fenni gibi isimlerin varlığı bence çok güzel, bu işi ciddiye alarak yapıyor” dedi.
Darwinizm ve Hıristiyanlık, Darwinizm ve Tanrı üzerine çok kitap olduğunu belirten Bilgili İsmail Fenni’nin tam bu noktada çok özel bir yere oturduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Alper Bilgili, “Bu tartışmanın aslında zor, emek isteyen, basit hükümlere varılmaması ile ilgili önemli bir örnek. İsmail Fenni’nin İslamla bilimsel özgürlük arasında kurduğu bağ da aslında çok ufuk açıcı. Diyor ki biz hem doğruyu arayıp hem doğrudan korkamayız. Biz Allah’ın evreni ve canlıları yarattığına inanıyorsak bakalım nasıl yaratmış, bilim bu konuda bize yardımcı olur. Korkmaya gerek yok nasıl yaratmışsa öyle yaratmıştır’ diyor” diye konuştu.

ABD Purdue University’den Matematikçi Granville Sewell’in “Why Evolution Is Different?” başlıklı sunumu ile devam eden sempozyuma Bülent Ecevit Üniversitesi’nde evrim dersleri veren Prof. Dr. Mustafa Sözen de katıldı. Prof. Dr. Mustafa Sözen, “Evrimin İtici Gücü: Doğal Seleksiyon başlıklı sunumunu yaptı.

Sözen: “Evrimi anlamak için doğal seleksiyona bakmak gerekir”

Darwin’in evrim teorisini açıklarken bunu doğal seleksiyona dayandırdığını belirten Prof. Dr. Sözen, “O nedenle evrimi hem anlayabilmek hem de anlatabilmek için doğal seleksiyona bakmamız gerekir. Her tür kendine göre en özeldir, en ileridir yani bulunduğu ortamdaki şartlara göre hayatta kalmak için gerekli donanımlara sahiptir. Hiçbir tür için ileri gelişmiş evrimleşmiş hiçbir tür için de geri gibi terimler kullanmamamız gerekir. Ancak burada ileri ya da geri tanımını vücut organizasyonu bakımından söyleyebiliriz.

Yapay seleksiyonun doğal seleksiyonu anlamanın en iyi yolu olduğunu belirten Prof. Dr Sözen, “Evrim bilimsel bir gerçekse o zaman beklediğimiz şudur: Laboratuvara girip deneysel çalışmalarla birlikte evrimi göstermemiz ve ispatlamamız gerekir. Bu uzun süreli, kısa sürelidir. Çünkü evrim nesilden nesile genetik yapının farklılaşması olduğu için 100 nesil, 200 nesil, bin nesil 5 bin nesil bir popülasyonu takip etmeniz ve her jenerasyonun da genetik özelliklerini kaydetmeniz gerekir” dedi.

İnsanoğlunun 15 bin yıllık deneyi

İnsanların bu güne kadar yaptığı en uzun evrimsel deneyin 15 bin yıl olduğunu belirten Prof. Dr. Sözen, “Birkaç tane kurt almışlar, sürüden ayırmışlar, bunları evcilleştirip yanlarında tutmuşlar ve her nesilde doğan yavruların içinde özellikle beğendiklerini tek tek kendi elleriyle seçerek çiftleştirmişler, yeniden yeni yavru elde etmişler, oradan doğan yavruları tekrar seçip tekrar tekrar her nesilde çiftleştirecekleri bireyleri kendileri seçmişler ve ne yapmışlar biliyor musunuz? 15 bin yılın sonunda bugünkü kurttan tamamen ayrı bir biyolojik bir tür olan evcil köpeği evrimleştirmişlerdir. Çok uzun bir deneysel çalışmaya girmişlerdir ve sonuçta bir türden başka bir türün evrimleştiğini deneysel olarak ortaya koymuşlardır” dedi.

Prof. Dr. Sözen bilim tarihi boyunca yapılan bütün ciddi bilimsel çalışmaların doğadaki evrimsel süreci ortaya koyduğunu kaydederek Müslüman bilim insanlarının da bu konuda çalışmalar yaptığını söyledi. “Dünya tarihi boyunca her kim evrim konusunda ciddi ve bilimsel yöntemlerle çalışmalar yaptıysa evrim teorisi açıklamalarına benzer sonuçlara ulaşmıştır” diyen Prof. Dr. Sözen, “Darwin’den önce pek çok Müslüman bilim insanı da adına doğal seleksiyon demese de evrimin mekanizmasını ortaya koymuş, çok benzer açıklamalar yaparak minerallerden organik maddelere oradan bitkilere hayvanlara sonra maymuna sonra insana geçişi defalarca zikretmişlerdir. Pek çok İslamın altın çağındaki Müslüman bilim insanının açıklamalarında hayvan maymun insan geçişleri aynen vardır. Zaten maymunlarla insanları ilk takıma koyan kişi de Carl Linaeus’dir. 1758’de hayvanları sınıflandırmıştır, Darwin’den 100 sene önce” diye konuştu.

Prof. Dr. Rui Diago: “Evrim çok kaotik bir süreç”

Sempozyuma ABD Howard Univesity’den “”Evo-Devo-Path” başlıklı sunumu ile katılan Prof. Rui Diago da evrimin çok kaotik bir süreç olduğunu ve farklı değişkenlere bağlı olduğunu söyledi. Müslüman filozofların evrime inandığını belirten Diago, “Darwin’den önceki Müslüman filozoflar evrime inanıyorlardı. Ama Darwin’den bir noktada farklılardı, onlar açısından Tanrı Allah evrimi kontrol eden idi. Darwin ise Darwin ateist değil bu arada Tanrı’ya inanan bir kişiydi. Ama onun açısından evrimin Tanrı’yla bir ilgisi yoktu. Gelişi güzel olmuş bir süreç olarak gördüğü evrimin, bir hedefi olan insan farklı bir tür değil. Darwin evrimi insanoğlunu varmaya çalıştığı nokta olarak görmezken Müslüman araştırmacılar da onun merhalenin en ilerlemiş noktası olduğunu düşünmekteydi” dedi.

Modern bilim-felsefe-din alanında çalışmalarıyla tanınan Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Caner Taslaman ““Bir Müslüman Evrimci Olabilir Mi?” başlıklı sunumunda din bilim tartışmasında en büyük tartışmanın evrim konusunda yaşandığını, bunun da evrimin dinle çelişip çelişmediği şeklindeki husustan kaynaklandığını söyledi.

Bir Müslümanın evrimci olmasında sorun olmadığını belirten Taslaman, “Sonucu baştan söyleyeyim ama bu bir Müslüman evrimci olmak zorundadır, evrime inanmak dinin gereğidir, evrim doğruysa doğrudur ya da yanlıştır anlamlarına gelmiyor. Sadece bir Müslüman evrimci olabilir mi ve bunu derken dinde metaforlar var, metaforik anlamları da Kuran’da anlarız evrimin işte o zaman sorun olmadığını görürüz gibi bir şey de demiyorum. Hiçbir ayet metaforlara gönderme yapmadan topu taca atmadan çok açık anlamlarıyla düşündüğümüzde bile evrim teorisine inanılması din açısından hiçbir sorun teşkil etmiyor” dedi.

Bir şey Kuran’la çelişiyorsa din adına reddedilmelidir

Bir Müslümanın Kuran’la çelişen bir şey varsa din adına reddetmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Taslaman, “Bir şey Kuran’daki bir açık ifadeyle çelişiyorsa onun reddedilmesi gerekir. Ve o ayetin muhtemel bütün yorumlarının açık ifadeyle çelişiyorsa onun reddedilmesi gerekir. Yani zorlama olmayan bütün yorumları çelişiyorsa ve birçok yanlış şey de Kuran’la çelişmez. Bunun da altını çizmem lazım mesela Hz. Meryem’in kaç teyzesi olduğu konusunda tarihçiler anlaşmazlığa düşse kimi üç kimi beş teyzesi olduğunu söylese bunlardan hangisi Kuran’la çelişkiye düşer. Hiçbiri çelişmez niye çünkü Kuran’da Hz. Meryem’in kaç teyzesinin olduğuna dair bir başlık yoktur. Ay ya da güneşin hangisinin kitlesinin daha fazla olduğuna dair yanlış bilgi de Kuran’la çelişmez çünkü buna ilişkin açık ve net bir ifade yoktur. Yani doğru ya da yanlış birçok ifade Kuran’la çelişmez aynı şekilde Kuran’a baktığımızda evrimle mi başka bir süreçle mi bütün canlıların ve insanı da katın yaratılıp yaratılmadığına dair bir ifade yok. Allah’ın canlıları yarattığı var ama canlıları nasıl yarattığı şeklinde bir şey açıklanmıyor. Bana göre bu Hz Meryem’in teyzeleri gibi bir konu. Bununla ilgili bir izah bulamadığımız için Allah’ın bir yaratma metodu olarak evrime inanılmasında bu açıdan bence bir sorun yok” dedi.

“Bir Müslümanın doğrunun peşinde olması lazım”

Birçok kimsenin ateistlerin evrim teorisine inandığını söylediklerini ve bu nedenle teoriye karşı çıktıklarını ifade eden Taslaman, “Fakat bu da çok yanlış bir iddia. Dünyanın ya da magmanın oluşumuyla ilgili teorilere bir ateist inandı diye bunu reddetmeye mi kalkıyoruz. Bir Müslümanın ölçüsü doğruya inanmak mıdır yoksa ateist inanıyor diye onu reddetmeye kalkmak mıdır? Ona bakarsanız pek çok Hıristiyan Hz İsa’ya ilahi kişilik verir Müslümanlar Hıristiyanlar Hz İsa’ya ilahi kişilik veriyor diye Hz İsa’nın varlığını ret mi ediyor. Bu doğru bile olsa böyle bir mazeretten dolayı bu teorinin reddedilmesi düşünülemez Müslümanın doğrunun peşinde olması lazım. O yüzden iki tane zulüm yapılıyor. Birincisi ateizm adına Darwinizmin yaptığı gibi bir zulüm. Evrim teorisini ateizme araçsallaştırmaya kalkanlar var. İkinci zulüm ise İslam adına yapılan bir zulüm. Evrim teorisine inanan ateist olmak zorundadır diyerek bir teoriye karşı açık fikirle tartışılması engelleniyor ve tam tersine gerçekten karşı taraf ona inanır da evrimin de delillerine önem verirse belki birçok kimsenin ateist olmasına sebebiyet vermek gibi yanlış bir harekette bulunurlar” dedi.

Prof. Dr. Taslaman, Kuran’ı Kerim’de bir yaratılış sürecinden bahsedildiğini belirterek “Bir Müslümanın evrim teorisine inanıp inanmasında sorun yok. O bilimsel açıdan bir eksiklik ya da tamamlılık olur. Fiili bir eksiklik ya da tamamlılık olmaz fakat bir Müslümanın Allah’ın evrimle yaratamaz gibi bir tavır takınması ya da Allah neden bir süreçleri yaratsın demesi çok büyük bir sorun çünkü siz Allah’ın süreçle yaratmayacağı şekilde bir iddiada bulunuyorsanız o süreç evrim değil başka bir şey olur” dedi.

Evrim tehdit değildir!

Prof. Dr. Caner Taslaman, evrim teorisinin Allah’ın varlığı hakkındaki teyitlere tehdit olmadığını belirterek “Evrende çok hassas ayar olduğunu görüyoruz. Elektromanyetik kuvvette ve yerçekiminde çok ufacık bir değişiklik yapsanız bile daha sonra herhangi bir atomun oluşması, kimyanın ortaya çıkması bile mümkün değil. Biyolojik canlılığın başlaması mümkün değil, bırakın dünyada herhangi bir gezegende başlaması mümkün değil. Gezegenlerin oluşması mümkün değil, o kadar hassas ayarlar var evrende. Çünkü evrimin var olabilmesi ve herhangi bir şekilde biyolojik moleküllerin ortaya çıkabilmesi bu hassas ayarlara bağlı. O yüzden Allah’ın varlığı ile ilgili birçok teorinin/teyidin savunulmasında evrim teorisinin tehdit olduğu da yanlış bir görüştür” diye konuştu.

Prof. Rui Diago: “Müslüman bilim insanlarının bilim dünyasına çok önemli katkıları oldu”

Sempozyuma ABD Howard Univesity’den “Untold Anatomical Contribustioğns and Evolutionaryİdeas of Muslim Scholars” başlıklı sunumu ile katılan Prof. Rui Diago ise 8. yüzyılda yaşayan El Jahiz, 10. yüzyılda yaşayan Ibn Mıskaway ve 11. yüzyılda yaşayan Biruni gibi pek çok Müslüman bilim insanı ve filozofun açıkça evrim teorisinden bahsettiğini, özellikle Avrupa’nın Ortaçağ’da karanlık bir dönem yaşarken Arapların altın çağı yaşadıklarını ve bu dönemde Müslüman bilim insanı ve filozofların bilim dünyasına önemli katkılarda bulunduklarını, bu gerçeğin Batı dünyası tarafından saklandığını söyledi.

Müslüman filozofların evrime inandığını savunan Diago, “Darwin’den önceki Müslüman filozoflar evrime inanıyorlardı. Ama Darwin’den bir noktada farklılardı, onlar açısından Tanrı Allah evrimi kontrol eden idi. Darwin ateist değil bu arada Tanrıya inanan bir kişiydi. Ama onun açısından evrimin Tanrıyla bir ilgisi yoktu. Gelişi güzel olmuş bir süreç olarak gördüğü evrimin, bir hedefi olan insan farklı bir tür değil. Darwin evrimi insanoğlunu varmaya çalıştığı nokta olarak görmezken Müslüman araştırmacılar da onun merhalenin en ilerlemiş noktası olduğunu düşünmekteydi” dedi.

Öte yandan Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Erdoğan’ın da konuşmacı olarak yer aldığı Kongrede Erdoğan,  yeryüzünde yaşamın nasıl başladığı, bugüne kadar hangi aşamalardan geçtiği, evrimin ne ifade ettiği ve bunun çıkmazlarının ne olduğunu anlatan ‘Yeryüzünde Hayat’ başlıklı bir sunum yaptı.Evrimi tartışmalı hale getiren, onun evolüsyon (evolution) karşılığı olarak kullanılmasıdır diyen Erdoğan şu değerlendirmelerde bulundu:

Erdoğan: “Tabiatta tüm canlılar hikmetleriyle ortaya çıkmıştır!”

“Yani bir türden başka bir türün veya dolayısıyla bu yolla insan da dâhil bütün canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen ve tabiatın eseri olarak ortaya çıktığı görüşüdür. Evrimin bazı bilimsel çıkmazları vardır. Hayatın başlangıcı ve canlıların ortaya çıkışıyla ilgili sorulara cevap verilememekte, cansız varlıkların tesadüfen ortaya çıktığı ya da uzaydan geldikleri düşünülmektedir. Tabiatta tüm canlılar hikmetleriyle ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkış 4 şekilde olabilir. Bunlar birincisi; sebeplerin bir araya gelişiyle, ikincisi kendi kendine olabilir, üçüncüsü, tabiatın tesiriyle ortaya çıkmış olabilir, dördüncüsü sonsuz kudret sahibi mahlûkat cinsinden olmayan Allah tarafından yaratılmışlardır. Bu dört yoldan başka yol bulunmamaktadır. Tüm canlılar belli bir düzen, intizam ile orantılı olarak yaratılmışlardır. Tüm canlıların tek bir elden çıktığı gayet açıktır. Hayatta olmayan, nasıl hayat verebilir? Cansız elementler bir araya gelince hayat ortaya çıkamaz. Yokolan bir şey kendini nasıl yapabilir? Böyle bir düşüncenin mantıklı olduğu kabul edilebilir mi?" dedi.

Canlı olmayan maddelerin bir araya gelerek yaşamı ortaya çıkarmış olmasının mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Orhan Erdoğan, Dünya üzerindeki tüm canlıların mükemmel yapısı ve Dünya'nın canlıların yaşaması için sağladığı ortamın tesadüf olamayacağını söyledi.

Okunma : 150

ÜHA

 

İlgili

07 Aralık 2015
"Kişisel Haberler" içerisinde
02 Ekim 2012
"Kişisel Haberler" içerisinde
14 Haziran 2016
"Kişisel Haberler" içerisinde

Haberler

Foto Galeri